GuLLerin En GuzeLine Layik Ummet OLma DilegiyLe
 
Rv BlogHomeAnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Mucemu´s-Sağir Hadisleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
HAFIZmehmet
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 205
Kayıt tarihi : 07/10/09

MesajKonu: Mucemu´s-Sağir Hadisleri   Çarş. Ekim 07, 2009 10:23 pm



Resûlullah Allah´tan neler istedi?

1. Enes (r.a.) rivayet ediyor:
Rabbimden üç şey istedim. İkisini verdi, birini vermedi. Birinci olarak ümmetime kendilerinden başka düşman musallat etmemesini istedim, onu bana verdi. İkinci olarak ümmetimi [umumî bir] kıtlıkla helak etmemesini istedim, onu da bana verdi. Üçüncü olarak, onları fırkalara ayırmamasını istedim. Bu isteğimi kabul etmedi.
Neseî, Kiyâmü´1-Leyt: 16; Tİnnizî, Fitne:

Yatarken hangi dua okunmalı?

2. Berâ bin Âzib (r.a.) rivayet ediyor:
Kişi yatağına girdiğinde şu duayı okur da, şayet o gece ölürse, affedilmiş olur: "Allah´ım, yüzümü Sana çevirdim. Arkamı Sana dayadım. İşimi Sana emânet ettim, kendimi Sana teslim ettim. Bunu azabından kaçtığım ve rahmetini umduğum için yapıyorum. Senden kaçış ve kurtuluş ancak Sanadır. Senden kurtuluş ancak sana yönelmekledir. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin Peygambere iman ettim."
Tirmizt, Daavât:

3. Ebû Mûsa el-Eş´ari (r.a.) rivayet ediyor:
Ümmetim merhamete nail olmuş bir ümmettir. Allah ümmetimin azabını kendi ellerinden kılmıştır. Kıyamet günü geldiğinde Müslümanlardan her birinin eline diğer din mensuplarından bir kişi verilir ve bu onun ateşten kurtuluş fidyesi olur.
ibni Mâce, Zühd: 35; Taberânî, Mu´cemü´l-Evsat, 1:128, (1)

4. Mikdam bin Ma´di Kerih (r.a.) rivayet ediyor:
İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelirki, yanında altın ve gümüşü olmayan hayattan tad alamaz.
Taberânî, Mu´cemü´l-Evsat, 3:141, (2290)

İstikâmet üzere olmak
5. Sevban (r.a.) rivayet ediyor:
İstikâmet üzere olun. Bunu tam başaramayacaksınız. O halde en hayırlı ameliniz namazdır. Kamil mü´minden başkası iyi abdest almaya ve abdestli kalmaya özen gösteremez.
İbni Mâce, Tahare: 4; Muvatta, Tahare: 36; Müsned, 5:363,(22432.)

En üstün olan iman, hicret ve cihad
6. İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
En üstün iman, insanların senden emin olmasıdır. En üstün Müslümanlık, dilinden ve elinden insanların selâmette kalmasıdır. En üstün hicret, günahlardan kaçmadır. En üstün cihad, Allah yolunda şehid edilmen ve atını da boğazlamandır.
Ebû Davud, Cihad: 2; Müslim, İman: 64, 65; Tirmîzî, Kıyame:52; Nesaî, îman: 9, 11.

İslâmiyetin ahlâkî özelliği nedir?
7. Enes (r.a.) rivayet ediyor:
Her dinin ahlâkî bir özelliği vardır. İslâm dininin ahlâkî özelliği de hayadır.
İbıüMâce, Zühd: 17

8. Temim ed-Dârî (r.a.) rivayet ediyor:
Kim Allah yolunda bir at beslemek üzere arpa hazırlarsa, sonra da atını onunla yemlerse Allah her bir arpa tanesi karşılığında ona bir sevap yazar.
Mu´cemü´l-Evsat, 2:8, (1155); îbni Mâce, Cihad: 14.

9. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) muhanneslere lanet etti ve "Onları evlerinize sokmayınız" buyurdu.
İbni Mâce, Nikâh: 22; Buhâri, Libas: 62, Megâzî: 56, Nikâh: i 13; Müslim, Selâm: 32; Tirmizî, Edeb: 34; Ebû Dâvud, Libas: 27; Edeb:61; Muvatta, Vasiyyet: 5.

10. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor: Dâvud da (a.s.) ancak elinin emeğini yerdi.
Buhârî, Büyü: 15; İbni Mâce, Ticâret: 1.

Makamın hesabı da sorulacak
11. İbni Ömer (r.a.) Resûulullahtan (s.a.v.) şöyle işittiğini rivayet ediyor:
Allah kıyamet gününde kullarından birini çağırır huzurunda durdurarak malının hesabını sorduğu gibi, makamının hesabını da sorar.

Hz. Hatice´nin fazileti
12. Abdullah bin Ebî Evfa (r.a.) rivayet ediyor: Cebrail bana şöyle dedi: "Hatice´yi Cennette inciden bir sarayla müjdele. Orada ne gürültü patırtı vardır, ne de yorgunluk ve meşakkat."
Buhârî, Bedü´1-Halk: 145; Müslim, Fezâilü"s-Sahabe: 71.

13. Ebü Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor: Namaz için kamet getirildiğinde, anık kendisi için kâ-met getirilen farz namazdan başka namaz kılınmaz.
Ibni Mâce, İkâme: 103; Müslim, Müsâfirîn: 63, 64; Dârimî, Salai: 149; Ebû Dâvud, Tatavvu: 5; Tirmizî, Salat: 312; Müsned, 2:437,(8354.)
14. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor: , İlim öğrenmek her Müslümana farzdır.
îbni Mâce, Mukaddime: 17(224).

Harp hiledir
15. Aişe (r.a.) rivayet ediyor: Savaş hiledir.
Buharı, Cihad: 157; Müslim, Cihad: 17, 18; Ebû Dâvud, Cihad: 92; îbni Mâce, Cihad: 28; Tirmizî, Cihad: 5.

Namazda gözleri yummak
16. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor: Biriniz namaz kılarken gözünü yummasın.

Ticârette komşu hakkı
17. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:
Şufa, ortaklardan birisinin diğerine teklif etmeden satma hakkına sahip olmadığı ev veya bir bahçedeki ortaklık hakkıdır. Kendisine arzedilen şahıs ya teklif edilen yeri sa-tin alır veya almaz.
Müslim, Müsâkat: İ33-İ35.

Rahmet ve azap taşıyıcısı
18. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Ömer bin Hattab (r.a.), "Resûlullaha (s.a.v.) rüzgar hakkında sormadığıma pişman olduğum kadar hiçbir şeye pişman olmadım" dedi.Ben (Ebû Hüreyre) rüzgar hakkında Resûlullaha sordum. "Yâ Resûlallah, rüzgar neyden meydana geliyor?" dedim. Şöyle buyurdu:
"Rüzgar Allah´ın estirmesiyledir. Onu rahmet veya azap için gönderir."

19. Ebû Bekir (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah ile beraber oturuyordum. Bir adam geldi, ab-dest aldı. Ayaklarında kuru bir yer kaldı. Resûlullah ona, "Git, abdestini tamamla" buyurdu. O da gidip tamamladı.

Yasaklanan bâzı ticâret şekilleri
20. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor: Resûlullah (s.a.v.) muhakaladan, müzâbeneden ve mülâ-beseden nehyetti. Sigar nikâhını da yasakladı.
Buharı, Büyü: 82; Müslim, Büyü: 105; Neşet, Muzam´a: 45; Mu-vatîa: Büyü: 23-25; EbûDâvud, Büyü: 18.

Cafer bin Ebî Tâlib´in fazileti
21. Ebû Cuheyfe babasından rivayet ediyor:
Cafer bin Ebî Tâiib Habeşistan´dan dönmüştü. Resûlul-lah (s.a.v.) onu karşıladı, alnından öptü ve şöyle buyurdu:
"Hangisine sevineceğimi bilemiyorum. Hayber´in fethine mi, yoksa Cafer´in dönüşüne mi sevineyim?"

Şüpheli şeylerden sakınmak
22. İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
Helâl de bellidir, haram da bellidir. Öyle ise helâl mı haram mı olduğunda şüphe ettiğin şeyi bırak, şüphe vermeyene bak.
İbni Mâce, Fiten: 14.

23. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:
İşçinin ücretini alın teri kurumadan veriniz.
l´bni Mâce, Rehine: 4

Hasta ziyaretinde ne demeli?
24. Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Hastanın yanına giren biri yedi defa "Büyük Arşın Rabbi olan Büyük Allah´tan sana şifâ vermesini istiyorum" derse, eğer hastanın eceli gelmemişse şifâ bulur.

Rükûda bel nasıl olmalı?
25. Enes (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) rükûya gittiği zaman, eğer sırtına su dolu bir bardak konulsa, düzgün duruşundan o bardak karar kılar, düşmezdi.

Mü ´mine eziyet etmemek
26. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:
Sarımsak, soğan, pırasa ve turp gibi sebzeleri yiyen mescidimize yaklaşmasın. Çünkü Ademoğlunun rahatsız olduğu şeyden melekler de rahatsız olurlar.
Mu´cemü´l-Evsat, 1:154, (193); Buhârî, Ezan: 155.

Kişinin güvence verdiği şahsı öldürmesi
26. Ömer bin el-Hamık el-Huzaî (r.a.) rivayet ediyor:
Kim bir kimseye canı konusunda güvence verip de sonra onu öldürürse, ben o katilden beriyim. İsterse öldürülen kimse kâfir olsun.
Mu´cemü´l-Evsat, 5:138, (4264.)



Peygamberimizin sarığı
28. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah Mekke´nin fethi günü Mekke´ye girerken
başında siyah bir sarık vardı.
Tİrmizî, Libas: 11.

"Rahmetim gazabımı geçmiştir"
29. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor: Resûlullah (s.a.v.) Allah´ın şöyle buyurduğunu bildirdi: "Ben noksanlardan son derece münezzeh ve mukaddesim. Rahmetim gadabımı geçti. Rahmetim gadabımı geçti."

Kıyamet yakındır
30. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:
Suru üfieyecek olan İsrafil (a.s.) yüzünü çevirmiş, onu ne zaman üfleyeceği emrini beklerken ben nasıl dünya nimetlerinden lezzet alabilirim?
Sahabîler, "Ey Allah´ın Resulü, bize ne yapmamızı emredersiniz?" diye sordular.
Resûlullah (s.a.v.) "Hasbünallahi ve ni´mel vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir)" deyiniz buyurdu.
Tirmizî, Kıyamet: 9.

Günahın cezasını dünyada çekmek
31. Ali (r.a.) rivayet ediyor:
Kim bir günah işler de, bu günah sebebiyle dünyada ce-zâlandırırsa, Allah âhirette o günahı sebebiyle kulunu ikinci kez cezalandırmayacak kadar adaletlidir.
Kim dünyada bir günah işler de Allah o kulunun günahını gizler ve affederse, affedip Örttüğü bir suçu âhirette cezalandırmayacak kadar cömerttir.
ibni Mâce, Hudûd: 33.

32. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor: Biriniz ayakkabısını giydiğinde önce sağı giysin. Çıkardığında ise önce solu çıkarsın.
Buharı, Libas: 39; Müslim, Libas: 67; Ebû Dâvud, Libas: 41; Tir-
mizî, Libas: 37; tbni Mâce, Libas: 78.

Cennet nimetleri
33. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu. "Allah azze ve celle şöyle buyurdu: ´Salih kullarım için Cennette gözlerin gör- i mediği, kulakların işitmediği ve hiçbir insanın hatırına gelmeyen nimetler hazırladım.´"
Buhârî, Bedü´1-Halk: 8; Tefsir, Secde Sûresi; Müslim, Cennet: 2;
Tirmizî, Tefsir (3195),

Peygamber sevgisi
34. Âişe (r.a.) rivayet ediyor:
Bir adam Resûlullaha geldi ve şöyle dedi:
"Yâ Resûlaflah, Allah´a yemin ederim ki, seni canımdan, ailemden, malımdan ve çocuklarımdan daha çok seviyorum. Evde seni ansam, gelip seni görünceye kadar ayrılığına sabredemiyorum. Benim de senin de öleceğimizi hatırlıyorum. Biliyorum ki, sen Cennete gireceksin, Peygamberlerle beraber yüksek derecelerde olacaksın. Ben şayet Cennette girsem de seni görememekten korkuyorum."
Onun bu sözü karşısında Resûlullah (s.a.v.) bir şey söylemedi. Biraz sonra Cebrail (a.s.) şu âyeti getirdi:
"Her kim Allah´a ve Peygamberine itaat ederse, işte onlar, Allah´ın kendilerine pek büyük nimetler bağışladığı peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlih kimselerle beraberdirler. Onlar ise ne güzel arkadaştırlar."1 38. nolu hadise ve izahına bakınız.

Kıyamet yaklaştı
35. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor: Muhakkak, sizden önceki ümmetlerin geçirdiği ömre nazaran sizin ömrünüz, ikindi namazından gün batışına kadar geçen süre kadardır.

Akşam namazını geciktirme
36. Abbas bin Abdulmuttalib (r.a.) rivayet ediyor:
Ümmetim akşam namazını yıldızlar çoğalıncaya kadar geciktirmedikleri müddetçe fıtrat (hak din) üzere devam
ederler.
Ibni Mâce, Salât: 7; Dârimî, Salat: 17; Müstedrek, 1:303.

Rüşvet haramdır
37. Abdullah bin Amr (r.a.) rivayet ediyor:
Rüşveti alan da veren de Cehennemdedir.

Kişi sevdiğiyle beraberdir
38. Urve bin Mudarres (r.a.) rivayet ediyor: Kişi sevdiğiyle beraberdir.
Buhârî, Edeb: 96; Müslim, Birr: 161-165; Tirmizt, Zühd: 50; Ebû
Dâvud, Edeb: 122.

Sahur yemeği
39. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:
Sahur yemeği yiyin. Çünkü sahurda bereket vardır.
Buharı, Savm: 20; Müslim, Siyam: 45; Müsned, 3:55; (11387)

Cennetle müjdelenen on Sahabı
40. İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
Kureyş´ten on kişi Cennettedir: Ebû Bekir Cennettedir. Ömer Cennettedir. Osman Cennettedir. Ali Cennettedir. Talha Cennettedir. Zübeyr Cennettedir. Sa´d Cennettedir. Said bin Zeyd Cennettedir. Abdurrahman bin Avf Cennettedir. Ebû Ubeyde bin Cerrah Cennettedir. Allah hepsinden razı olsun.

İnsan bir yolcudur
41. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor: Resûlullah (s.a.v.) elini üzerime koydu ve "Ey Abdullah, dünyada gurbetçi, ya da bir yolcu gibi ol. Kendini kabir ehlinden say" buyurdu.
Buhârî, Rikak: 2.

İyilik sadakadır
42. Nubeyt bin Şerıyt (r.a.) Her iyilik sadakadır.
Buhârî, Edeb: 33; Müslim, Zekât: 52; Ebû Dâvud, Edeb: 68; Tirmizî, Birr: 45.

Yolculuğa çıkılması sünnet olan gün
43. Nubeyt bin Şerıyt (r.a.) rivayet ediyor: Perşembe gününün sabahı ümmetime bereketli kılınmıştır.
Buharı, Cihad: 103; Dârimî, Siyer: 2; Ebû Dâvııd, Cihadı 455Müsned, 3:595 (15762)

Cami yaptırmanın sevabı
44. Nubeyt bin Şerıyt (r.a.) rivayet ediyor: Kim Allah rızâsı için bir cami yaparsa, Allah da onun için Cennette bir saray yapar.
Buhârî, Salat: 65; Müslim, Mesâcid: 25; Tirmizt Salat: 237; îbniMâce, Mesâcid: 1; Nesaî, Mesâcid: 1.

Peygamberimize iftira atmak
45. Nubeyt bin Şenyt (r.a.) rivayet ediyor:
Bile bile benim adıma yalan söyleyen Cehennemdeki yerine hazırlansın.
Buharı, İlim: 38, Cenâiz: 34; Ebû Dâvud, İlim: 4; Müslim, Mukaddime: 1; Tirmizî, İlim: 8.

Kız çocuğuna iyilik yapmak
46. Nubeyt bin Şenyt (r.a.) rivayet ediyor:
Bir adamın kızı doğduğunda, Allah o eve melekler gönderir. Onlar, "Ey ev halkı, Allah´ın selâmı üzerinize olsun,
Müslim, Mukaddime: 4; Tirmizî, İlim: 9; Bulıârî, Cenâiz: 34.

Allah zâlime gazap eder
47. Ali (r.a.) rivayet ediyor:
Allah buyuruyor ki: "Benden başka yardımcı bulamayan birine zulmedene şiddetle gazap ederim."
Mu´cemü´l-Evsat, 3:111, (2228)


Buluntu mala ne yapılır?
48. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:Resûlullaha buluntu malın hükmü soruldu. Şöyle buyurdu: "Buluntu mal helâl değildir. Birşey bulan kişi onu tespit ettirsin sahibi geldiğinde onu kendisine versin. Sahibi gelmezse onu sadaka olarak versin. Sahibi sonradan gelirse onu sevabıyla bedeli arasında serbest bıraksın."
Darekutnî, 4:90; Buharı, îlim: 28, Lukata: 2, 3, 4, Edeb: 75; Ebû Dâvud, Lukata: 1; Muvatta, Akdiye: 46; Tirmizi, Ahkâm: 35.

Seferde namaz
49. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah Mekke´den Medine´ye yolculuk yaptığında, Allah´tan başka hiç bir şeyden korkulmadığı halde dört re-katlık farz namazları ikişer rekât olarak kıldı.

Cennet her an güzelleşir
50. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:
Allahü Teâla her gün Cennete şöyle buyurur: "Sana girecek olanlar için güzelleş!" Ardından Cennetin güzelliği daha da artar. İşte seher vaktinde insanların hissettikleri serinliğin sebebi budur.
__________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
HAFIZmehmet
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 205
Kayıt tarihi : 07/10/09

MesajKonu: Mucemu´s-Sagir Hadisi-Şerifleri...   Çarş. Ekim 07, 2009 10:25 pm

Abdest azalarını üçer defa yıkamak
51. Enes (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullahın (s.a.v.) abdest azalarını üçer defa yıkadığını gördüm. O, "Rabbim bana böyle yapmamı emretti" buyurdu.

Allah Hz. Mûsâ ile konuştu
52. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Allah Mûsâ ile konuştuktan sonra, o, on fersah mesafeden, karanlık bir gecede kaya üzerindeki karıncanın yürüyüşünü görür oldu.

Hicrette çocukların sevgi gösterisi
53. Enes (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) Neccâroğullarına uğradığında onların küçük kızları defler çalıp,
"Neccaroğullarının kızlarıyız biz,"Ne hoştur komşuluğu Muhammed´in" diyerek şiir okuyorlardı.
Peygamberimiz onlara, "Allah biliyor ki, ben sizi gönülden seviyorum" buyurdu.
îbni Mâce, Nikâh: 21.

İmama uyma
54. Berâ bin Âzip (r.a.) rivayet ediyor:
Biz Resûlullah (s.a.v.) ile namaz kılarken, o, rükûdan ,¦ doğrulurken "Semiallahü limen hamideh" der, biz o secdeye . gidinceye kadar belimizi eğmezdik. Sonra onunla beraber -secde ederdik.
Buhârî, Ezan: 52; Müslim, Salat: 198; Ebû Dâvud, Salât: 75.´

Kurtuluş reçetesi: Tevbe
55. Abdullah bin Mes´ud (r.a.) rivayet ediyor:
Günahtan pişmanlık duymak tevbedir. Müsned, 1:470, (3567); İbni Mâce, Zühd: 30

56. Ka´b bin Mâlik babasından rivayet ediyor:
Cennete ancak mü´min olanlar girer. Mina günleri yiyip iç-me günleridir.
İbni Mâce, Siyam: 35; Ebû Dâvud, Siyam: 50; Tirmizî, Savm:
59; Müslim, Siyam: 144.

Cennetin çoğunu Müslümanlar teşkil edecek
57. Abdullah bin Mes´ud (r.a.) rivayet ediyor:
Cennet ehli yüz yirmi saf olacak. Bunun seksen saffı ümmetimdir.
Tinnizî, Cennet: 13; İbni Mâce, Zühd; 34.

İsâ (a.s.) inecektir
58. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Sizden yaşayanların Hz. İsa´nın adaletli bir hâkim olarak indiğini görmesi yakındır. O, Hıristiyanlardan cizyeyi kaldırır, Haç´ı kırar, domuzu öldürür ve savaş sona erer.
Müslim, İman: 242, 243; Buhârî, Büyü: 102; Mezâlim: 131, Enbiyâ: 49; Ebû Dâvud, Melâhim: 14; Tirmizî, Fiten: 54; Müsned,2:315, 541, (7264; 9296)

"Allah Yahudilere lanet etsin"
59. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Allah Yahudilere lanet etsin. Allah onlara büyük ve küçük baş hayvanların iç yağlarını haram kıldı da, onlar bunu satıp parasını yediler.
İbni Mâce, Eşribe: 7; Müslim, Müsakât: 71-74; Mu´cemü´l-Evsat,1:432(774)2. Müslim, Fiten: 39.

Kur´ân yedi harf üzere nazil oldu
60. Ibni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Cebrail (a.s.) bana Kur´ân´ı bir harf üzerine okudu. On* dan artırmasını istedim. Yedi harfe kadar artırdı.
Buharı, Bedü´1-Halk: 6; Fezâilü´l-Kur´ân: 4; Tirmizî, Kıraat: 11;Müsned, 1:271,(2716)

Kimler Cennete girecek?
61. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:
Size Cennet ehlinin kimler olduğunu haber vereyi mi? Her ağırbaşlı, nazik, cana yakın, Allah´a ve istekleri yerine getirilmesi gereken kimselere karşı itaatkar olan her kimse Cennet ehlidir.

Fitneye geri dönmemek
62. Vasile bin Eska (r.a.) rivayet ediyor:
Siz benden sonraya kalacağınızı [benim size sürekli yol göstereceğimi mi] mı sanıyorsunuz? Dikkat edin! Ben sizden evvel vefat edeceğim. Siz de birer ikişer peşimden geleceksiniz. Benden sonra birbirinizin boynunu mu vuracaksınız?

Secde azaları hangilerdir?
63. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Ben yedi azâ üzerine secde etmekle emrolundum. Saçı ve elbiseyi toplamaktan nehyedildim.
Buharı, Ezan: 133, 134; Müslim, Salât: 226-231; Ebû Dâvud, Salât: 1515; Tirmizl Salat: 203; Afodf, İftitah: 130, Tatbik: 40, 43; Mâce, İkâme: 19.

Her derdin devası vardır
64. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:
Allah, ölümden başka, devasını yaratmadığı hiçbir dert yaratmamıştır.

Fazla maldan yardımda bulunmak
65. Amr bin Şebib babasından rivâvet ediyor:
*" Her kime amcasının oğlu gelir fazla olan malından ister de vermezse, Allah da onu kıyamet günü fazlından mahrum eder. Umuma âit olan meranın fazlasını başkasına kaptırmamak için kendisine âit olan suyun fazlasını başkasından
esirgerse, Allah da kıyamet gününde ondan fazlını esirger.

Âhirzaman Mehdisi
66. Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a.) rivayet ediyor: Peygamber (s.a.v.) Fâtıma´ya şöyle buyurdu:
Peygamberimiz peygamberlerin hayırlısıdır. O, babandır. Şehidimiz, şehitlerin hayırlısıdır. O, babanın amcası Hamza´dır. İki kanadıyla Cennette dilediği yerde uçan bizdendir. O, babanın amcasının oğlu Ca´ferdir. Ve bu ümmetin torunları Hasan ve Hüseyin bizdendir. Onlar senin oğlundur. Mehdi de bizdendir.

Rekât sayısında tereddüt etmek
67. Abdullah bin Mes´ud (r.a.) rivayet ediyor: Biriniz namazda kaç rekât kıldığı hususunda tereddüde düşerse kaç rekât kıldığını buluncaya kadar kalben araştırma yapsın. Sonra namazını kanaat getirdiği rekat üzerine tamamlasın. Ardından da sehiv secdesi yapsın.
Ebû Dâvud, Salat: 190, 191; Müslim, Mesâcid: 88; Tırmizu Salat: 291; İlmi Mâce, İkâme: 132; Nr.- " Sehv: 24; Muvatta. Salat: 62.

68. Semüre bin Cündeb (r.a.) rivayet ediyor:
Ümmetimin en hayırlısı benim içinde gönderildiğim asır-dakilerdir. Sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenlerdir.
Müslim, Fezâilü´s-Sahabe: 211-213.

Katili diyet karşılığında affetmek
69. İbni Abbas (r.a.), "Katil, maktulün velîsi olan din kardeşi tarafından bir bedel mukabilinde affa uğrayacak o-lursa, o zaman kısas düşer. O takdirde affedenin, akıl ve dinin uygun gördüğü miktarı kabul etmesi, katilin de bu diyeti güzelce ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletmedir ve bir rahmettir"1 âyetini okudu, sonra da şöyle dedi:
"İsrâiloğulları kendilerinden birini kasten öldürdüğü zaman onlara fidye ödemek helal değildi. Mutlaka kısas gerekirdi. Size diyet helâl kılındı. Affedenin akıl ve dinin uygun gördüğü miktarı kabul etmesi, katilin de diyeti güzelce ödemesi emredildi. Bu, Rabbiniz tarafından size bir hafifletmedir."

Abdestsiz namaz ve haramdan sadaka
70. Üsâme bin Ümeyr el-Hüzelî rivayet ediyor:
Allah abdestsiz ve gerekli temizliğe riayet etmeden kılınan namazı, haram maldan verilen sadakayı kabul etmez.
İbniMâce, Tahâre: 1.

Günah çeşitleri
71. Selmân-ı Fârisi (r.a.) rivayet ediyor:
Günah vardır, bağışlanmaz, günah vardır, kişinin yanına bırakılmaz, günah vardır bağışlanır. Bağışlanmayacak günah Allah´a ortak koşmaktır. Kişinin yanma bırakılmayacak günah, insanların birbirlerine zulmetmesidir. Bağışlanacak olan günah ise Allah ile kul arasında kalan günahtır.
Mu´cemü´l-Evsat, 8:290, (7591)

Peygamberimizin şefaat etmesi
72. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor: Müslümanlardan, Cehenneme Allah´tan başkasının sayamayacağı kadar insan girer. Bu, Allah´a isyanları, günah işlemeye olan cüretleri ve emirlerini yerine getirmemeleri sebebiyledir; Sonra bana şefaat etmem için izin verilir. Ben Allah´ı ayakta iken sena ettiğim gibi secde hâlinde de sena ederim.

Aksırma adabı
73. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor: Resûlullah aksırdığında yüzünü gizlerdi.
Tirmizî, Edeb: 6; Mecmaü´l-Evsaî, 2:505, (1870)

Ödememek niyetiyle borçlanmak
74. Meymûne el-Kerdî babasından rivayet ediyor: Resûlullahın şöyle buyurduğunu işittim:
"Bir kimse az veya çok bir mehir karşılığında evlenir onu aldatarak ve kafasında kadının hakkı olan mehri ödememe düşüncesi bulunur da hakkını ödemeden ölürse kıyamet gününde Allah´ın huzuruna zinâkâr olarak çıkar.

Resûlullahın ençok korktuğu üç şey
75. Câbir bin Semüre (r.a.) rivayet ediyor:
Ümmetim hakkında en çok yıldızlardan yağmur istemelerinden, idarecilerin zulme sapmalarından ve kaderi yalanlamalarından korkuyorum.

İki kat sevap kazanacak olanlar
76. Ebû Mûsâ (r.a.) rivayet ediyor: , Üç kişinin sevabı iki kat verilir. Bunlar:
1. Ehl-i kitaptan hem kendi peygamberine, hem de Mu-hammed´in tebliğine ulaşıp ona iman eden kimseye.
2. Bir cariyesi bulunup önce onu azad eden, sonra da onunla evlenen kimseye.
6. et-Tabsîr, s. 13, 38.
3. Allah´a karşı takvâlı, efendilerine karşı da itaatkâr
davranan köleye.
Buhârî, BedüWahy>31; İbni Mâce, Nikâh: 42; Müslim, Eymân:43, 44.

Resûlullah ordu yollarken ne derdi?
77. Cerir bin Abdullah el-Becelî (r.a.) rivayet ediyor: Resûlullah (s.a.v.) bir yere bir birlik gönderdiğinde şöyle buyururdu: "Allah´ın adıyla, Allah´ın yardımını dileyerek ve Resûlullahın dini uğruna savaşa gidin. Hıyanet etmeyin. Düşmana verdiğiniz sözü bozmayın. Düşman tarafından öldürdüğünüz kimselerin burun ve kulaklarını kesmeyin. Ve çocukları öldürmeyin."
Ebû Dâvud, Cihad: 82; Müslim, Cihad: 3, 24, 25.

Kerahet vakitleri
78. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar namaz kılmak yoktur. İkindi namazından sonra güneş batıncaya kadar namaz kılmak yoktur.
îbni Mâce, İkâmetü´s-Salat: 147; Buharı, Mevakit: 30, 31; Müslim, Salati´l-Müsâfirîn: 288, 292; Ebû Dâvud, Tatavvu: 10.

Kimler Cennettedir
79. Enes (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) "Cennetlik olanlarınızı haber vereyim mi?" buyurdu.
"Evet, yâ Resûlallah" dediler.
Şöyle buyurdu: "Peygamber Cennettedir, sıddîklar Cennettedir. Şehid Cennettedir. Küçük yaşta ölen çocuk Cennettedir. Şehrin diğer ucundaki kardeşini sadece Allah rızası için ziyaret eden Cennettedir."
Resûlullah, "Cennetlik olan kadınlarınızı haber vereyim mi?" buyurdu.
"Evet yâ Resûlallah" dediler.
"Kocasına karşı çok sevgi besleyen, çok çocuk doğuran kadındır ki, öfkelendiği veya kendisine kötü davranıldığı yahut kocası kızdığı zaman ´İşte elim senin elindedir, sen razı oluncaya kadar uyku uyumayacağım´ der."

Dil ile cihad
80. Berâ bin Azib (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) Hasan bin Sâbit´e, "Müşrikleri hicv et. Cebrail seninle beraberdir" buyurdu.
Müslim, Fezâİlü´s-Sahabe: 153, Bedü´1-Halk: 6.

Cennet elbiseleri
81. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:
Bir bedevi gelerek Resûlullaha şöyle dedi: "Ya Resû-lallah! Cennette elbiselerimizi bizler kendi ellerimizle mi dokuyacağız?" Bu suâl üzerine oradakiler güldüler. Resûlullah ¦ (s.a.v.), "Niçin gülüyorsunuz? Câhil olan bir âlime suâl so-.ı rabilir" buyurdu. Sonra o zâtın suâlini şöyle cevaplandırdı:
"Hayır ey Arabî. Fakat oradaki elbiseler Cennet meyvelerinin arasından çıkar."

Namaz ateşi söndürür
82. Abdullah bin Mes´ud (r.a.) rivayet ediyor:
işlediğiniz günahın ateşiyle yandıkça yanarsınız. Sabah namazını kıldığınızda o ateşi söndürür. Sonra işlediğiniz günahların ateşiyle yandıkça yanarsınız. Öğle namazını kıldığınızda bu namaz o ateşi söndürür. Sonra işlediğiniz günahların ateşiyle yandıkça yanarsınız. İkindi namazını kıldığınızda bu namaz o ateşi söndürür. Sonra işlediğiniz günahların ateşiyle yandıkça yanarsınız. Akşam namazını kıldığınızda bu namaz o ateşi söndürür. Sonra işlediğiniz günahların ateşiyle yandıkça yanarsınız. Yatsı namazını kıldığınızda bu namaz o ateşi söndürür, günahlarınızı affettirir. Sonra uyursunuz, artık uyanmcaya kadar size günah yazılmaz.
Mu´cemü´l-Evsat, 3: 119, (2245)

Kişinin kavmini savunması
83. Âmir, babası Sa´d bin Ebî Vakkas´tan (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullaha (s.a.v.), "Ey Allah´ın Resulü, kişi hak yolundaki kavmini savunur, arkadaşlarını müdafaa eder, onun sevaptaki hissesi diğerleri gibi olur mu?" diye sordum.
"Annen seni kaybetsin (Bu şeyden gafletine şaşarım) ey İbni Ümmü Sa´d! Siz zayıflarınızdan başka bir vesile ile mi rızıklamp yardıma mazhar oluyorsunuz?" buyurdu.

Âmâlığın mükâfatı
84. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
Allah kimin gözünü alır da, o kimse sevabını Allah´tan bekleyerek bu musibete sabrederse, o göze Cehennem ateşi göstermemek Allah üzerine vacip olur.
Buharı, Merdâ: 27.
Buharîdekj rivayet şöyledir:
"Kulumun iki sevgili uzvunu [göz nurlarını] giderirsem, o da ona sabrederse, iki gözüne karşılık ona Cenneti veririm."
Başka bir rivayette ise sabrediîdiği takdirde bir gözün kaybedilmesine de aynı mükâfatın verileceği açıklanmıştır.´

Rekabet edilecek iki nimet
85. Yezid bin Ahtes (r.a.) rivayet ediyor:
İki şeyin dışında aranızda rekabete yer yoktur. Bunlardan birincisi Allah´ın Kur´ân´ı öğrettiği kimsedir. O kimse gece ve gündüz onun gereğini yerine getirir. Kendisine verilen Kur´ân nimeti ile ilgili daha başka yükümlülüklerinin olup olmadığını araştırır. Başkası onun hakkında şöyle der:
"Allah buna verdiğini bana da verseydi, ben de onun gibi yapardım."
Diğeri de Allah´ın mal verdiği kimsedir. O kimse kendisine verilen malı gece gündüz Allah yolunda harcar. Buna gıpta eden ötekinin dediğini söyler.
Mu´cemü´l-Evsat, 3:142, (2292); Buharı, Fezâilü´l-Kur´ân; 14.

Cimrilikten kurtaran üç şey
86. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:
Şu üç şeyi yapan cimrilikten kurtulmuş demektir:
1. Malının zekâtını gönül hoşluğu ile veren.
2. Misafire yemek yediren.
3. Felâkete uğrayanlara maddî yardımda bulunan.

Vebadan Ölmek şehitliktir
87. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor: Resûlulullah (s.a.v.), "Ümmetimin yok olması, ta´n ve taun sebebiyledir" buyurdu1. Buharı, İlim: 15. 150

Dinleyenler, "Ya Resûlullah, ta´nı biliyoruz. Taun nedir?" dediler.
Resûlullah (s.a.v.) "Düşmanınız olan cinnin sizi yarala- ** maşıdır. Bu her ikisinde de şehadet vardır´1 buyurdu.
Müsned, 4:560, (19688), 6:290, (26172, 26173).

Ticâretin tehlikeleri
88. Ebû Garaza (r.a.) rivayet ediyor: Ey tücarlar topluluğu, alışverişinize yemin ve boş söz
bulaştırırsınız. Sadaka vererek kazancınıza karıştırdığınız
kirleri temizleyin. Ebâ Dâvud, Büyü´: 1; Tirmizî, Büyü´: 4; İbni Mâce, Ticâret: 3-Nesâî, Eymân: 22, 23; Mu´cemü´l-Evsat, 2:135, (1254); Müsned, 4:9,(16115)´.

"İçtihad et"
89. Ukbe bin Âmir el-Cühenî (r,a.) rivayet ediyor:
Resûlullaha (s.a.v.) geldim. Yanında dâvâlaşan iki kişi vardı. Bana, "Bunlar arasında hüküm ver" buyurdu. Ben, "Annem babam sana feda olsun. Buna sen benden daha lâyıksın" dedim. "Aralarında hüküm ver" buyurdu. "Ne ile hüküm vereyim?" dedim. Şöyle buyurdu:
"İctihad et. Eğer isabet edersen on sevap kazanırsın. İsabet edemezsen bir sevap kazanırsın."
Câmiü´l-Evsat, 2:350, (1606)4. Buhârî, Müsakât: 132; İbni Mâce, Ticâret: 30.5. Ebû Dâvud, Efeb: 11. -

Allah dinini günahkâr kimse ile de kuvvetlendirir
90. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:
Muhakkak Allah bu dini, İslâmdan nasibi olmayan kavimle [kavimlerle] kuvvetlendirir.
Müslim, İmân: 178; Buharı, Cihad: 182, Meğazî: 38.1. Müsned, 4:203, (17303) 154/ MU´CEMÜ´S-SAGÎR
Müslim´de yer alan Ebû Hüreyre (r.a.) kanalıyla gelen rivayet şöyledir:
Resûlullah ile birlikte Hüneyn savaşında bulunduk. Müslüman ismi ile çağrılan birisi için Resûlullah (s.a.v.), "Bu adam Cehennemliktir" buyurdu.
Savaş başladığında o kimse şiddetle savaştı ve yaralandı. Biraz sonra "Ey Allah´ın Resulü, sizin kendisi için ´Cehennemliktir" dediğiniz adam bu gün şiddetli bir şekilde düşmanla çarpıştı ve öldü" dediler.
Resûlullah yine "Cehenneme gitti" buyurdu.
Müslümanlardan bâzılarının şüpheye düşmelerine çok az kalmıştı. O sırada adamın ölmediği, fakat ağır şekilde yaralandığı söylendi. Akşam olunca adam yaralarının acısına dayanamayarak kendini öldürdü. Bunu Peygamberimize haber verdiler. Resûlullah (s.a.v.), "Allahü ekber. Şehadet ederim ki, ben Allah´ın Resulüyüm" buyurdu. Sonra da Bilal´e şöyle seslenmesini emretti:
"Müslümandan başkası Cennete giremez. Şüphesiz Allah bu dini günahkar bir adamla da kuvvetlendirir."*
Evet, Allah´ın hikmetine binaen dinini günahkâr, hatta dinsiz kimseler vesilesi ile de kuvvetlendirir. O kimsenin niyeti İslama hizmet düşüncesi olmadığından onu Cehenneme atar. Müslümanların böyle kimseleri iyi tanımaları, "İslama hizmet ediyor" diye onu sevmemeleri gerekir.

Kişi sevdiğiyle beraberdir.
91. Abdurrahman bin Saffan rivayet ediyor:
Babam Safvan Resûlullaha (Medine´ye) hicret etti ve ona ´h biat etti. Resûlullah (s.a.v.) elini uzattı, onun elini okşadı. Safvan, "Ben seni seviyorum yâResûlallah" dedi.
Resûlullah (s.a.v.), "Kişi sevdiğiyle beraberdir" buyurdu.

Telbiye
92. İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (a.s.m.) şöyle telbiye getiriyordu: "Lebbeyk. Allâhümme lebbeyk. Lebbeyk lâ şerike leke lebbeyk. İnnel-hamde ve´n-ni´mete leke ve´1-mülk lâ şerîke lek (Buyur Allah´ım, ben Senin emrine ve fermanına sözüm ve özümle tekrar tekrar icabet ettim. Emrine boyun eğdim. Rabbim, Senin dâvetine icabet etmek benim boynumun borcudur. Senin benzerin ve hiçbir ortağın yoktur. Rabbim, bütün varlığımla Sana yöneldim. Şüphesiz hamd da, nimet de yalnız Sana mahsustur. Mülk de Senindir. Hiçbir şekilde Senin benzerin ve ortağın yoktur.)"
Buharı, Hac: 26; Tirmizî, Hac: 13; Müslim, Hac; 19, 22; EbûDâvud, Menâsik: 26; Nesâî, Menâsik: 54; Muvatta, Hac: 28; Dârimî, Menâsik: 13; Müsned, 1:376, (2753).

Allah kimlerin işlerini istikamet üzere devam ettirir?
93. Semüre bin Cündeb (r.a.) rivayet ediyor:
Namazı dosdoğru kılın, zekât verin, haccedin, umre yapın, doğru ve dürüst olun ki, Allah da işlerinizi istikâmet üzere devam ettirsin.
Câmiü´UEvsat, 3:33, (2055)

Peygamberimizin hayası
94. Âişe (r.a.) rivayet ediyor: Resûlullahın avretini asla görmedim.

Sadakanın ve affetmenin sevabı
95. Ümmü Seleme (r.a.) rivayet ediyor:
Hiçbir mal sadakadan dolayı eksilmemiştir. Bir kul kendisine yapılan bir haksızlığı affederse Allah bununla ancak onun izzetini artırır; affedin ki Allah da sizi aziz kılsın. Bir kimse kendisine bir dilencilik kapısı açarsa, Allah da ona mutlaka bir yoksulluk kapısı açar.
Müslim, Birr: 69; Tirmizî, Birr: 82; Mu´cemü´l-Evsat, 3:141,

İçki haramdır
96. İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
Her sarhoşluk veren şey hamrdır. Ve her hamr haramdır. İbni Mâce, Eşribe: 9; Buharı, Eşribe: 1; Müslim, Eşribe: 73; Muvatta, Eşribe: 11; Ebû Dâvud, Eşribe: 5; Tirmizî, Eşribe: 1; Nesâî,Eşribe: 22; Müsned, (4645, 4646.)

Peygamberimiz karnını ne ile doyuruyordu
97. Enes (r.a.) rivayet ediyor:
Sirke ne güzel katıktır.
Ibni Mâce, Et´ime: 33.

Amene´r-Resûlü´nün fazileti
98. Nu´man bin Beşir el~Ensârî (r.a.) rivayet ediyor: Muhakkak ki Allah bir kitap yazdı. O, Arşın yanındadır. Ondan iki âyet indirip Bakara Sûresini o iki âyetle mühürledi. Bu iki âyetin okunduğu yere üç gece şeytan yaklaşamaz.
Tirmizî, Fezâilü´I-Kur´ân: 4.

Yeminin bozulması gereken yer var mı?
99. Ebû Musa el-Eş´arî (r.a.) rivayet ediyor: Kim bir şey hususunda yemin eder de yemin ettiği şeyin aksinin daha hayırlı olduğunu görürse, yemininden vaz geçsin, keffâret versin ve yemin ettiği husustan daha hayırlı olanı yapsın.
Müslim, Eyman: 12; Tirmizî, Eyman: 6; Muvatta, Eyman: 11. Buharı, Fezâil-i Kur´ân: 10; Müslim, Salalü´I-Müsâfirîn: 255; Tirmizî, Fezâil-i Kur´ân: 4.

Zâlime karşı hakkı söylemek
100. Ebû Ümâme (r.a.) rivayet ediyor; Peygamber (s.a.v.) orta cemrenin yanında iken "Hangi amel daha faziletlidir?" diye soruldu.
Resûlullah (s.a.v.), "Zâlim sultana karşı hak söz söylemek" buyurdu.
îbni Mâce, Fiten: 20.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
HAFIZmehmet
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 205
Kayıt tarihi : 07/10/09

MesajKonu: Mucemu´s-Sagir Hadisi-Şerifleri...   Çarş. Ekim 07, 2009 10:27 pm

Yolculukta namaz
101. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor: Resûlullah ile Ebû Bekir ve Ömer ile yolculuk yaptım.
Onların dört rekâth farz namazları iki rekâttan fazla kıldığını görmedim.

102. Zeyd bin Erkam (r.a.) rivayet ediyor:
Evvâbin namazı, deve yavrusunun ayağı kumdan yanmaya başladığı andan itibaren kılınır.
Müslim, Müsâfirîn: 43.

Peygamberimizin bâzı isimleri
103.îbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Ben Ahmed´im, Muhammed´im, Hâşir´im, Mukeffâ´yım ´ ve Hâtem´im.
Müslim, Fezâil: 124-126. Tirmizî, Edeb:67; MuvaîtCL Esmâü´n-Nebiy: 1.

Suçlunun affedilmesine aracı olmak
104. Urve bin Zübeyr rivayet ediyor:
Zübeyr bir hırsızla karşılaştı. Hırsızı yakalayanlardan onu affetmelerini istedi. Onlar, "Kadıya teslim edelim de orada aracı ol" dediler. Zübeyr şöyle dedi:Resûlullah (s.a.v.) "Kadıya teslim edildikten sonra suçluya affedilmesi için aracılık edene de, kendisine aracılık e-dilene de Allah lanet eder" buyurdu.

İlmi gizlemek
105. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Kim bir âlime birşey sorar da o âlim bildiğini gizlerse, Kıyamet gününde ateşten bir gemle gemlenir.
Ibni Mâce, Mukaddime: 24 (264

Oruca başlama tarihi nasıl tespit edilir?
106. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Ramazan hilâlini gördüğünüzde oruca başlayınız. Şevval hilalini gördüğünüzde iftar ediniz (bayram yapınız). Hava bulutlu olursa orucu otuza tamamlayınız.
Ibni Mâce, Sıyâm: 7; Mu´cemü´l-Evsat, 3:153, (2312.)

Namazın dindeki yeri
107. İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
Kendisine güvenilmeyenin imanı eksiktir. Abdest olmayanın namazı olmaz. Namaz kılmayanın dini sağlam değildir. Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.
Mecmâü´l-Evsaî, 3:154, (2313.)

Afiyet en büyük nimettir
108. Kay s bin Ebî Hâzim rivayet ediyor:
Ebû Bekir Sıddîk´dan (r.a.) duydum. O, minber üzerinde şöyle diyordu:
Resûlullah (s.a.v.) benim şu makamımda önceki sene şöyle buyurdu:
"Hiç kimseye kuvvetli imandan sonra afiyet gibi bir şey verilmemiştir. Ve biz Allah´tan dünyada ve âhirette afiyet istiyoruz. Dikkat edin! Doğruluk ve iyilik Cennettedir. Dikkat edin, kötülük ve günah Cehennemdedir."

İman ahlâkından olan üç şey
109. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor: Üç şey iman ahlâkındandır:
1. Kızdığı zaman kızgınlığı kendisini bâtıîa sevketme-yen,
2. Hoşlandığında hoşnutluğu kendini hakdan çıkarmayan,
3. Gücü yettiğinde hakkı olmayan şeye el uzatmayan kimselerin ahlâkı.

Ihlâs ve Kâfirûn sûrelerinin fazileti
110. Sa´d bin Mâlik rivayet ediyor:
Kim ihlâs sûresini okursa Kur´ân´m üçte birini okumuş olur. Kim de Kâfirûn Sûresini okursa, Kur´ân´m dörtte birini okumuş olur.
Tirmizl Scvâbü´l-Kur´ân: 10; Mu´cemü´l-Evsat, 3:33, (2056.) 172 / MU´CEMÜ´S-SAGÎR

111. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Kim günahlardan sakınmak şartıyla sabah namazından sonra on iki defa İhlas Sûresini okursa, Kur´ân´ı dört defa okumuş gibi sevap kazanır. Ve yeryüzü halkının en faziletlisi olur.

Peygamberimize selâm veren taş
112. Câbir bin Semre (r.a.) rivayet ediyor:
Ben, Peygamber olarak gönderilmeden önce bana selâm veren bir taş biliyorum.
Müslim, Fezâil: 2.

Suretleri değişecek olanlar
113. Abdullah bin Abbas (r.a. rivayet ediyor: Bu ümmetten bir grup, yeme içme ve eğlenmek için bir araya geldikleri gecenin sabahında maymun ve domuza çevrilmiş olarak kalkarlar.

Başkasının evine izinsiz olarak bakmak
114. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Başkasının evine izinsiz olarak bakanın gözünü çıkarsalar helâldir.
Müslim, Âdâb: 43, 44; Ebû Dâvud, Edeb: 128; Müsned, 2:546, (9333,) 5:232, (21561); Buharı, İsti´zan: 11.
1. Bakara Sûresi, 65; Buharı, Bedü´!-Halk: 14

115. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Biriniz, "Allah´ım, dilersen beni bağışla" demesin. İsteğini kesin olarak istesin. Çünkü Allah´ı zorlayacak yoktur. Buhârî, Daavât: 21; Müslim, Zikir: 9; İhni Mâce, Duâ: 8; Tirmizî, Daavât: 77; Müsned, 2:611, (9950); Câmiü´l-Evsat, 3:25, (2038.); Muvatta, Kur´ân: 78; Ebû Dâvud, Vitr: 23.

Sahabîlerin sünnete düşkünlüğü
116. Abis bin Rebia rivayet ediyor:
. Ömer bin Hattab´i gördüm. Hacerü´l-Esved´in karşısında durmuş şöyle diyordu: "Allah´a yemin ederim ki, ben senin bana ne fayda ne de zarar vermeye gücü yetmeyen bir taş olduğunu biliyorum. Eğer Resûlullahın (s.a.v.) seni öptüğünü görmeseydim ben de öpmezdim."
Müslim, Hac: 248-251; Buhârî, Hac: 50; Ebû Dâvud. Menasik: 46; Tirmizî, Hacc: 26; Nesat, Menâsik: 147; îbni Mâce, Menâsik: 27;Muvatta: Hacc: 135.

Namazda sağa • sola bakmak
117. Abdullah bin Selâm (r.a.) rivayet ediyor: - Namazda sağa sola bakmayınız. Çünkü böyle yapanın namazı yoktur. *
Ebû Dâvud, Salât: 160; Nesâî, Sehv: 10; Dârimî, Salat: 134; > Uüstedrek, 1:361; Mu´cemü´l-Evsat, 3:27,(2042.)

Bir gün güneş batıdan doğacak
118. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) "Rabbinin bir kısım âyetleri geldiği gün"5 âyetiyle ilgili olarak "Güneşin batıdan doğması" buyurdu.
Buharı, Ezan: 92; Müslim, Salat: 117; İlmi Mâce, İkâme: 68.Mü´minûn Sûresi, 1, 2.
5. En´am Sûresi, 158.

Hz. Ali´nin fazileti
119. Umeyre bin Sa´d rivayet ediyor:
Minberin üzerinde Ali´yi (r.a.) gördum. Resûlullahın (s.a.v.) arkadaşlarına, "Resûlullahın (s.a.v.) Gadir Hum günündeki sözlerini kim işitti. Buna kim şahitlik edecek?" diye sordu.

Allah´ın gazabından emin olunmamalıdır
120. Yahya bin İbni Kesîr rivayet ediyor:
Kim "Ben âlimim" derse, o câhildir. Kim "Ben câhilim" derse, o câhildir. Kim, "Ben Cennetteyim" derse, o Cehennemdedir. Kim "Ben Cehennemdeyim" derse, o Cehennemdedir.

121. Şehr bin Havşeb rivayet ediyor:
Hz. Hüseyin şehid edildiğinde taziye için Ümmü Se-leme´nin (r.a.) yanına geldim. O bana Hüseyin (r.a.) ile ilgili olarak şu hatırasını anlattı:
"Resûlullah (s.a.v.) içeri girdi, bizim bir yaygımızın üzerine oturdu. Fâtıma (r.a.) oturması için başka bir şey verdi. Resûlullah Fâtıma´ya, ´Bana Hasan´ı Hüseyin´i ve amcanın oğlu Ali´yi çağır´ buyurdu. Onlar yanında toplanınca da şöyle buyurdu:
"Allah´ım, bunlar has yakınlarım ve Ehl-i Beytimdir. Onların günahlarını gider ve onları tertemiz kıl."
Tirmizî, Fezâilü´s-Sahabe: 61

Faiz haramdır
122 Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
Altının altınla, gümüşün gümüşle, buğdayın buğdayla,´ trpamn arpayla, kuru hurmanın kuru hurmayla, üzümün izümle satışı eşit olarak yapılır. Tuzun tuzla satışı peşin ola-; ak yapılır. Kim artırır ve kim artırılmasını isterse o faizdir. f Buharı, Büyü: 78; Müslim, Musakat: 81, Ebû Dâvud, Büyü: 13.^

Tevbe üzere ölmek
123. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:
Mü´min, kulluk elbisesi günahlarla yıprandığında onu tevbeyle yamayandır. Bahtiyar, tevbesi üzerine ölendir.
,( , Mecmâü´l-Evsat, 2:510. (1877); Heysemî, Mecmaü´z-Zevâid 10:201.

Yahudilerin ihanetinin cezası
124. Eşlem el-Ensârî rivayet ediyor:
Resûlullah beni Kurayza Yahudileri esirlerinin basma tayin etti. Ben onların çocuklarının avret yerlerine bakıyordum. Buluğa ermişse boynunu vuruyordum. Buluğa er-memişse Müslümanlara ganimet olarak kalıyordu.
Mu´cumü´l-Evsat, 2:351 (1608.)

125. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Ebû Bekir (r.a.) günün sıcak bir saatinde dışarı çıktı. Onun çıktığını gören Ömer de (r.a.) çıktı, Ebû Bekir ile karşılaştı. "Ey Ebû Bekir, bu vakitte dışarı çıkmana sebep nedir?1´ diye sordu.
Ebû Bekir, "Allah´a yemin ederim ki, şiddetli açlık sebebiyle dışarı çıktım" dedi.
Ömer, "Allah´a yemin ederim ki, ben de bu sebepten dışarı çıktım" karşılığını verdi. Onlar böyle konuşurlarken Resûlullah (s.a.v.) yanlarına geldi ve "Bu vakitte dışarı çıkmanızın sebebi nedir?" buyurdu.
Onlar, "Allah´a yemin ederiz ki, biz şiddetli açlık sebebiyle dışarı çıktık" cevabını verdiler.
Resûlullah (s.a.v.), "Nefsim kudreti elinde olan Allah´a yemin olsun ki, ben de ancak bu sebeple dışarı çıktım. Geliniz" buyurdu. Beraberce Ebû Eyyûb el-Ensârî´nin evine geldiler. Ebû Eyyûb Resûlullah için yiyecek veya süt hazırladığını daha önce söylemişti. Resûlullah o gün gecikmiş, zamanında gelememişti. Ebû Eyyub de onu ailesine yedirmiş ve sonra da hurma bahçesine çalışmaya gitmişti. Resûlullah ile arkadaşları kapıya geldiklerinde hanımı çıktı ve "Ey Allah´ın Peygamberi ve beraberindekiler, merhaba, hoş geldiniz" dedi.
Resûlullah (s.a.v.), "Ebû Eyyûb nerede?" diye sordu.
Kadın, "Hemen gelir. Bu vakitte gelmenizin sebebi nedir, ey Allah´ın peygamberi?´ dedi.
Resûlullah (s.a.v.) geri döndü, tam o sırada bahçesinde çalışan Ebû Eyyub onu gördü, koşarak gelip Resûulullaha yetişti ve:
"Merhaba, hoş geldiniz ey Allah´ın Peygamberi ve yanındakiler! Ey Allah´ın Resulü, bu vakitte sen gelmezdin?" dedi. Onu geri eve getirdi. Sonra da hemen gitti, bir hurma dalı kesip geldi. [Daim üzerinde yaş ve kum hurmalar olduğu gibi, yeni olgunlaşmakta olanları da vardı].
Resûlullah (s.a.v.), "Bundan ne istedin, bize kuru hurmalardan toplasaydın?" buyurdu.
´"Ya Resûlallah, hem kurusundan, hem yaşından, hem de yeni olgunlaşmışından yemenizi istedim. Size bunun yanında hayvan da keseceğim" dedi.
Resûlullah (s.a.v.) "Eğer kesersen sağilanlarından kesme" buyurdu. Ebû Eyyûb bir kuzu veya oğlak alıp kesti. Hanımını da, "Sen ekmek pişir; ben de yemek yapacağım. Sen daha iyi ekmek pişirirsin" dedi. Kendisi de oğlağın yarısını pişirdi, yansını da kızarttı. Yemek pişince getirip Resûlullah ve Ashabının önlerine koydu. Resûlullah (s.a.v.) oğlaktan bir parça aldı, bir ekmeğin üzerine koydu ve Ebû Eyyûb´a vererek:
"Ey Ebû Eyyûb, bunu Fâtıma´ya götür. Çünkü o da günlerden beri böyle bir şey bulamadı" buyurdu. Ebû Eyyûb da onu Fâtıma´ya götürdü. Hepsi yiyip doyduktan sonra Resû-lullah (s.a.v.), "Ekmek, et, kuru ve yaş hurmalar" dedi ve gözleri yaşardı. Şöyle buyurdu:
"Bunlar kıyamet günü hesaba çekileceğiniz nimetlerdendir." Bu durum yanındakilere ağır gelince şöyle devam etti:
"Böyle birşey bulduğunuzda ´Bismillah ve bereketillah (Allah´ın ismi ve bereketi ile)´ diyerek elinizi uzati-nız. Doyduğunuzda da ´Bizi doyuran, içiren ve bize nimet ihsan edip lütufta bulunan Allah´a hamdolsun´ deyiniz. Böyle yaparsanız nimetin şükrünü edâ etmiş olursunuz."
Resûlullah (s.a.v.) kendisine bir iyilik yapana mutlaka karşılığını vermek isterdi. Ebû Eyyûb´a, "Yarın bize gel" buyurdu. O bunu duymayınca Ömer (r.a.) "Resûlullah yarın kendisine-gelmeni istiyor" dedi.
Ertesi gün Ebû Eyyûb kendisine geldiğinde Resûlullah (s.a.v.) ona bir hizmetçi verdi ve "Ey Ebû Eyyûb, bunun
hakkında sana iyilik tavsiye ederim. Çünkü biz yanımızda bulunduğu müddetçe ondan ancak iyilik gördük" buyurdu.
Ebû Eyyûb onu eve getirdiğinde, "Resûlullahın tavsiyesi sebebiyle onu hürriyetine kavuşturmaktan daha hayırlı bir şey bilmiyorum" dedi ve onu azâd etti.

İdarecilerin iki çeşit yardımcıları vardır
126. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Her peygamberin ve her idarecinin iki çeşit yardımcıları, yakınları olur. Bunlardan bir kısmı onlara doğru ve hayırlı yolu gösterir ve ona teşvik eder. Diğer kısmı da onlara yanlış yolu gösterir ve ona teşvik ederler. Her kim şerri, yanlışı gösteren yardımcılardan korunursa kurtulur.
Buharı, Ahkam: 42; Nesâî, Beyat: 32; Câmiül´l-Evsat, 3:463.

Yalan söylemenin caiz olduğu yerler
127. Ümmü Külsüm bint-i Ukbe (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullahın üç şey dışında hiçbir şeyin yalana ruhsat vermeyeceğini söylediğini duydum. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyururdu:
Onları yalan saymam. Bu hususlar şunlardır:
1. İki kişinin arasını düzeltmek için söylenilen gerçek dışı söz,
2. Savaşta düşmanı yanıltmak için söylenen gerçek dışı söz,
3. Kadının kocasının gönlünü, erkeğin hanımının gönlünü yapmak için söylediği gerçek dışı söz.
Tirmizt, Birr: 26; Buharı, Sulh: 2; Müslim, Birr: 101; Ebû Dâvud,Edeb: 58.

Resûlullahın ibâdet hayatı
128. Âişe (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) geceleyin ayaklan yarılmaya kadar kıyamda dururdu.
Hz. Aişe, "Allah geçmiş ve gelecek günahlarınızı bağışladığı halde niçin böyle yapıyorsunuz?" diye sordu.
Resûlullah (s.a.v.), "Allah´a şükreden bir kul olmayayım mı?" buyurdu. ■ Jbni Mâce, Îkâmetü´s-Salat: 200; Buharı, Küsuf: 56.

Dünyada ayıbı örtülenin âhirette de örtülür
129. Ebû Musa (r.a.) rivayet ediyor:
Allah dünyada bir kulun ayıplarını Örterse, kıyamet gününde onu o sebeple ayıplamaz.
Mecmâii´l-Evsat, 7:163, (6299.)
31 numaralı hadise ve izahına

Köleye iftiranın cezası
130. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor: -Kim kölesine zina iftirasında bulunursa, kıyamet gününde ona had (ceza) uygulanır.
Bulum, Hudûd, 45; Müslim, Eynıan: 37; Tirmizî, Birr: 30; Ebû Dâvud, Edeb: 133.

Resûlullahın Hendek Savaşında duası
131. Abdullah bin EbîEvfâ (r.a.) rivayet ediyor: Resûlullah (s.a.v.) Hendek Savaşı gününde şöyle duâ etti: "Kitabı indiren, bulutları yürüten, hesaplan çarçabuk gören, orduları bozguna uğratan Allah´ım! Onları da bozguna uğrat ve darmadağın et."

Namaz kılanın Önünden geçmek
132. Ebû Zer (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.), "Siyah köpek, kadın ve eşeğin namaz kılanın önünden geçmesi namazı keser" buyurdu,
Abdullah bin Sâmit "Ey Ebû Zer, siyah köpeğin kırmızı köpekten veya sarı köpekten farkı nedir ki?" diye sordu.
Ebû Zer (r.a.) "Ey kardeşimin oğlu, senin bana sorduğunu ben de Resûlullaha (s.a.v.) sordum, ´Siyah köpek şeytandır´ buyurdu" cevabını verdi.
Müslim, Salat: 265; îbni Mâce, İkâme: 38; Ebû Dâvud, Salat:109; Nesât, Kıble: 7; Müsned, 5:194. (21316); Dârimî, Salat: 128.

Abdest esnasında söylenecek söz
133. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Ey Ebû Hüreyre, abdest aldığın zaman "Allah´ın ismiyle, Allah´a hamd olsun" de. Eğer abdestini bozmama konusunda kendini tutabilirsen o abdestini bozuncaya kadar sana sevap yazılır.

Hayber Yahudilerinin cezalandırılması
134. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) Hayber´i toprak ve hurma mahsulünün yansı karşılığında yerlilerinin elinde bıraktı.

İyilik ehli
135. Ebû Musa el-Eş´afî (r.a.) rivayet ediyor:
Dünyada iyilik ehli âhirette de iyilik ehlidir. Dünyada kötülük ehli âhirette de kötülük ehlidir.
Kulun anne karnında kaderinin yazılması
1. İbni Hişam, Sîre, 3:225, 230, 231, 257, 266, 332, 351, 352, 371; İbni Sa´d, Tabakat, 2:92.

136. Abdullah bin Mes´ud (r.a.) rivayet ediyor: Resûluîlah (s.a.v.) ki o doğru söyleyen ve yalan çıkarıl-mayandır, bize şöyle buyurdu: "Biriniz anne karnında kırk gün bekledikten sonra alaka olur, kırk gün sonra mudga olur. Kırk gün sonra melek gelir itaatli bir kul mu, isyankar bir kul mu, erkek mi kız mı olacağını yazar."
Buhârî, Hayız: 17; Kader: 1; Müslim, Kader: 1 -5; Ebû Dâvud Sünnet: 17; Tirmizî, Kader: 4.

Selâm Allah ´in isimlerindendir
137. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Muhakkak ki Selâm, Allah´ın isimlerinden biridir. Allah onu, bizim dinimizde olanlara bir selam; zimmetimizde olanlar için de eman ve güvence işareti olarak yeryüzüne indirdi.
Taberânî, Mu´cemü´l-Evsat´tu buna benzer şöyle bir hadis rivayet eder:

"Bana Kur´ân oku"
138. Abdullah bin Mes´ud (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) bana, "Bana Kur´ân oku" buyurdu.
"Kur´ân sana indirildiği halde ben mi sana okuyacağım?" dedim.
"Evet, onü başkasından dinlemeyi seviyorum" buyurdu.
Nisa Sûresini okumaya başladım. "Kıyamet gününde her ümmetten peygamberleri o ümmet üzerine bir şahit ve seni de bunlar ve bütün insanlar üzerine bir şahit olarak getirdiğimiz zaman onların hali nasıl olacak?"1 âyetine geldiğimde gözlerinden yaşlar boşanıyordu. Durdum.
"Dilediğini iste, dileğin yerine getirilecek" buyurdu.
Buharı, Fezâilü´l-Kur´ân: 32, 33; Mu´cemü´l-Evsat, 2:353 (16107);Tirmizî, Tefsir 5:237 (3024)

"Ben sizden ücret istemiyorum"
139. Abdullah bin Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Kureyş´ten hiçbir kabile yoktur ki, Resûlullahm onlardan bir annesi bulunmasın. Hatta onun Hüzeyl kabilesinden de bir annesi vardır. Bunun içindir ki, Cenâb-ı Hak, "De ki: Ben sizden bir ücret istemiyorum"2 Ancak benimle olan akrabalık haklarınızı korumanızı, bani hıyanet etmemenizi, beni yalanlamamanızı, bana eziyet etmemenizi istiyorum."
Kuıeyş kabilesinin hepsi birbirine akraba idi. Kadınlarının çoğu Resûlullahın ya anne tarafından veya baba tarafından yakını oluyordu. Hadiste bu yakınlık "anne" olarak ifâde edilmiştir.
Bu akrabalık sebebiyledir ki, Allah onlardan Resulüne olan akrabalık haklarını yerine getirmelerini istemiş şöyle buyurmuştur:
"De ki: Sizi davet ettiğim şeye karşılık size olan yakınlığımdan dolayı beni sevmenizden ve akrabalık haklarını yerine getirmenizden başka bir ücret istemiyorum."*
Şa´bi yukarıdaki hadisi şöyle rivayet eder:
"İnsanlar bu âyet hakkında bize çok sordular. Biz de bu âyeti Abdullah bin Abbas´a sorduk. İbni Abbas (r.a.) "Bu âyet şu mânâya gelir" dedi:
"Allah´ın Resulü (s.a.v.), Kureyş´in nesebinin merkezini teşkil eder. Kureyş´in her boyu, mutlaka ona dayanır. İşte bu sebeple Cenâb-i Hak, "De ki: Sizi davet ettiğim şeye karşılık, size olan yakınlığımdan dolayı, beni sevmenizden, bana sempati duymanızdan başka herhangi bir ücret istemiyorum." Buyurdu ki, bu şu mânâya gelir:
"Siz, benim kavmimsiniz. Sözlerimi dinlemeye ve bana itaat etmeye daha layıksınız. Dolayısıyla eğer siz bana itaat etmezseniz, hiç olmazsa akrabalık hakkını gözetin, bana eziyet etmeyin ve bana karşı çıkmayın."3
■k Bu âyete başka mânâlar da verilmiştir. Ancak buraya uygun olan mânâ bu şekildedir.
3. Fahreddin er-Râzi. Mefâtihü´i-Gayb (Tefsîr-i Kebir Tercümesi), 19:447.

Resûlullahtan bir hatıra
140. Câbirbin Abdullah (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) benden bir deve satın aldı ve Medine´ye kadar devenin sırtını (ona binmeyi) bana tahsis etti.
Buhârt, Cihad: 49, 113, Vekâlet: 8; Mesâcid: 59, BüyÛ: 34;İstikraz: 1, 7, Mezâlim: 26, Hibe: 23; Müslim, Müsâkat: 109-117;İmârat: 181; Tinnizl Büyü: 30; Nesâî, Büyü: 77; Ebû Dâvud, Ticâret:71; İbni Mâce, Ticâret: 29.

Ölümü temenni etmemek
141. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:
Biriniz asla ölümü temenni etmesin. Şayet ölümü istetecek bir durumla karşı karşıya kalırsa o zaman şöyle desin:
"Allah´ım, benim için yaşamak hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat; ölüm hayırlı olduğu zaman da ruhumu al."
Buhân, Daavât: 30; Müslim, Zikir: 4; Ibni Mâce, Zühd: 31.

Zikrin fazileti
142. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.), "Kul, zikirden başka, Allah´ın azabından kendisini daha fazla kurtaracak bir amel işleyemez" buyurdu."Allah yolunda cihad da mı?" denildi.
Resûlullah (s.a.v.) "Allah yolunda cihad da. Ancak kılıcın kinlıncaya kadar dövüşmen hariç" buyurdu.
Mu´cemü´l-Evsat, 3:156, (2317.)

"Hak geldi bâtıl zail oldu"
143. İbni Mes´ud (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) Mekke´nin fethi günü Kabe´ye girdi. O sırada Kabe´nin etrafında kurşunla yere pekiştirilmiş 360 tane put vardı. Asasıyla onlara dürtüyor ve "Hak geldi, bâtıl yok oldu. Muhakkak ki, bâtıl yok olucudur"1 diyordu. Par yüz üstü yere yuvarlanıyordu.
Müslim, Cihad: 87; Buhâri, Megâzî: 50; Tirmizî, Tefsirü´l-Kur´ân:

Namazda Fatiha okumak
144. Ubade bin Sami t (r.a.) rivayet ediyor: Fatiha okumayanın namazı yoktur.
Buharı, Ezan: 95; Müslim, Salât: 34, 38; Tirmizî, Mevâkit: 69,Dâvud, Salât: 131.

Bahtiyar insan
145. Sevban (r.a.) rivayet ediyor:
Diline sahip olana, boş vakitlerini evinde geçirene ve günahlarına ağlayana ne mutlu.
"´´Tirmizî, Zühd: 60; Müsned, 2:280, (6983); 4:216, (17420.)Müslim, Salât: 38, 41; Tirmizî, Salât: 116

146. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Cennet ehline şöyle seslenilir:
"Siz dâima sağlıklı kalacak, asla hastalanmayacaksınız. Ebedî olarak yaşayacak, asla ölmeyeceksiniz. Asla üzülmeden zevk ve safa içerisinde yaşayacaksınız. Sürekli genç kalacak, asla ihtiyarlamayacaksınız."

İhtiyacı Allah´a arz etmek
147. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Kim acıkır veya fakir düşer de bunu insanlardan saklar, derdini Allah´a arz ederse, onun için mutlaka helâlinden bir senelik geçimi için kapı açmak Allah üzerine bir haktır.
Mu´cemü´l-Evsat, 3:184, (2379.)

İhramlı iken vefat eden
148. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Veda haccında bir adam ihramlı iken devesi onu yere çaldı, adam derhal öldü. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:"Onu su ve sidr ile yıkayınız ve ihram elbisesi ile kefenleyiniz. Yüzüne ve başına bez sarmayınız. Ona güzel koku yaklaştırmayınız. Şüphesiz o kıyamet gününde telbiye söyleyerek diriltilecektir."
İbni Mâce, Menâsik: 89.

Peygamberimizin gaybî bir haberi
149. Ebû Said el-Hudri (r.a.) rivayet ediyor:
Kendilerine sığınıp yardım isteyenlere yardım ettikleri, hükümlerinde âdil davrandıkları, paylaştırdıklarında adaletle hareket ettikleri müddetçe bu halifelik işi Kureyş´in elinden çıkmaz. Allah´ın, meleklerin ve bütün insanların laneti böyle yapmadıklarında üzerlerine olsun.

Resûlullahm isimleri
150. Ebû Mûsâ (r.a.) rivayet ediyor:- Resûlullah (s.a.v.) bize bâzı isimlerini saydı. Bunlardan bir kısmını hatırımızda tuttuk. Şöyle buyurdu:
Ben Muhammed´im, Ahmed´im, Mukaffa´yım, rahmet peygamberiyim, savaş peygamberiyim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
HAFIZmehmet
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 205
Kayıt tarihi : 07/10/09

MesajKonu: Mucemu´s-Sagir Hadisi-Şerifleri...   Çarş. Ekim 07, 2009 10:28 pm

Cihada denk bir amel
151. Enes (r.a.) rivayet ediyor:
Bir adam Resûlullaha (s.a.v.) gelerek, "Cihad etmek istiyorum, fakat gücüm yetmiyor" dedi.
Resûlullah (s.a.v.) "Annen veya baban hayatta mı?" diye sordu.
Adam, "Annem hayatta" cevabını verdi.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ona iyilik ederek Allah´ın huzuruna mazeretli olarak çık. Bunu yaparsan ve annen senden razı olursa hem hac, hem umre, hem de cihad etmiş olursun. Allah´tan kork ve annene iyilik yap."
Mu´cemü´l-Evsat, 3:435.

En´âm Sûresinin fazileti
152. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
En´âm Sûresinin tamamı bir defada yetmiş bin melek tarafından uğurlanarak indi. Melekler yüksek sesle teşbih ve hamd ediyorlardı.

Allah yumuşaklığı sever
153. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:
Allah yumuşaktır ve yumuşaklığı sever. Yumuşaklık karşılığında verdiğini sertlik karşılığında vermez.
Müslim, Birr: 77; Ebû Dâvud, Edeb: 10; İbni Mâce, Edeb: 9;Buharı, Edeb: 35.

Malını korurken öldürülen şehittir
154. Abdullah bin Amr (r.a.) rivayet ediyor: Kişinin malını korurken öldürülmesi kendisi için şehâ-dettir.
İbni Mâce, Hudûd: 21; Tinnizî, Diyat: 22; Ebû Dâvud, Sünnet: 32; Nesâi, Tahrîm: 22; Müstedrek, 3:741, (6697); Müsned, 1:232,

Zulüm, faiz ve haramdan sakınmak
155. Abdullah bin Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Kim temsil ettiği bâtıl ile bir hakkı ortadan kaldırmak isteyen zâlime yardım ederse, Allah ve Resulünün koruyuculuğundan mahrum kalır.Kim bir dirhem faiz parası yerse, 33 defa zina etmiş gibi günah kazanır.
Kim de vücudunu haramdan beslerse, ateş ona daha layıktır.
Mu´cemü´l-Evsat, 3:451, (2968.)

Haya dini öğrenmeye mâni olmamalı
156. Ümmii Seleme (r.a.) rivayet ediyor:
Ümmü Süleym geldi ve "Ey Allah´ın Resulü, Allah gerçeği açıklamaktan haya etmez. Erkeğin rüyasında gördüğünü kadın da görürse gusletmesi gerekir mi?" diye sordu. Ben güldüm ve "Hiç kadın ihtilam olur mu?" dedim. Resü-lullah (s.a.v.), "Eğer kadın ihtilam olmazsa çocuk annesine niçin benziyor?" buyurdu.
Müslim, Hayız: 29-32; İbniMâce, Taharet: 107.

Akika kurbanı kesmek sünnettir
157. Enes (r.a.) rivayet ediyor:
Kimin bir çocuğu doğarsa onun için akîka kurbanı olarak
deve, sığır veya koyun kessin.
Buharı, Akîka: 2; Tirmizî, Edâhî: 16; îbni Mâce, Zebâih: 1; Ebû Dâvud, Dahâyâ: 20; Nesâî, Akîka: 1; Darimî, Edâhî, 9; Müsned, 4:26.

Haya
158. İmran bin Husayn rivayet Haya bütünüyle hayırlıdır.

Peygamberimizin bağışlanma dilemesi
159. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Muhakkak ki, ben her gün yüz defa Allah´tan bağışlanma diler ve Ona tevbe ederim.
îbni Mâce, Edeb: 57; Müslim, Zikir: 41; Ebû Dâvud, Vitr: 62;Buharı, Daavât: 3.

Resûlullaha nasıl salât getirilir?
160. Ka´b bin Ucre (r.a.) rivayet ediyor:
Bir adam: "Yâ Resûlallah! Sana nasıl selâm vereceğimizi biliyoruz. Fakat nasıl salat getireceğimizi bize bildir" dedi.
Resûlullah şöyle buyurdu: "Şöyle deyiniz. ´Allahümme salli ala... (Allah´ım, İbrahim´e salât ettiğin gibi, Muham-med´e ve Muhammed´in âline de salât et. Şüphesiz Sen kullarının hamdlerine bol sevapla karşılık veren, dilleriyle ö-vülen Hamîd ve sonsuz şeref ve büyüklük sahibi Mecîdsin."Allah´ım, İbrahim´e bereketini indirdiğin gibi, Muham-med´e ve Muhammed´in âline de bereketini indir. Şüphesiz Sen kullarının hamdlerine bol sevapla karşılık veren, dilleriyle övülen Hamîd ve sonsuz şeref ve büyüklük sahibi Mecîdsin."
Müslim, Salât: 65; Mu´cemü´l-Evsat, 3:457, (2979.)

İmanla kabre girmek
161. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Kim ölüm ânında "Allah´tan başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak Allah´tandır" derse, ebedî olarak Cehennem ateşinde kalmaz.
Tirmizî, Cenâiz: 7; Ebû Dâvud, Cenâiz: 16; Mu´cemü´l-Evsat :458, (2982.)

Ammar ´in fazileti
162. Ali (r.a.) rivayet ediyor:
Ammar Resûîullahın yanına girmek için izin istedi. Re-sûlullah ona "Temiz ve temizlenmiş Ammar´a merhaba" buyurdu.
Tirmizî, Menâkıb: Hadis No:3799.


Erkeğin hanımının yeğenini nikahlaması

Cerir bin Abdullah´ın (r.a.) fazileti
163. Cerir bin Abdullah el-Becelî rivayet ediyor:
Resûlulîah (s.a.v.) Müslüman olduğum günden beri beni yanına girmekten men etmedi. Beni gördüğü zaman da mutlaka tebessüm etmiştir.
Buharı, Menâkıbu´l-Ensâr: 21; Müslim, Fezâilü´s-Sahabe: 134- Tirmizî, Menâkıb, Hadis no; 3822; Müsned, 4:488, (19130.)

164. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:Bir kadın halasının ve teyzesinin üzerine nikâh edilmez.
Müslim, Nikah: 35, 38; İbni Mâce, Nikah: 31; Nesâî, Nikah: 47, , 48; Tirmizî, Nikah: 30; Ebû Dâvud, Nikâh: 12; Dârimî, Nikâh: 8.

Azaları sağlam olanlar âhirette sakatlara imrenecek
165. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:
Dünyada iken azaları sağ ve salim olanlar, Kıyamet günü musibetzedelere verilen sevabın çokluğunu gördüklerinde, dünyada iken derilerinin keskin âletlerle parça parça kesilmiş olmasını arzu edeceklerdir.
Tirmizî, Zühd: 58.

Süt amcası kadına mahremdir
166. Aişe (r.a.) rivayet ediyor:
Bir adam yanıma girmek için izin istedi ve "Ben senin süt amcanım" dedi. Resûlullah geldiğinde durumu ona haber verdim. "Ona izin ver, çünkü o senin süt amcandır" buyurdu.
Buhârî, Nikâh: 117; Müslim, Rada: 4-10; Ebû Dâvud, Nikâh: 7;Tirmizî, Rada: 2; Nesâî, Nikâh: 52; I´bni Mâce, Nikah: 38; Muvatta,Rada: 2; Dârimî, Nikâh: 48; Müsned, 6:221, (25608.)

Yetime haksızlık yapmamak
167. Câbir bin Abdullah (r.a.) rivayet ediyor:
(- Resûlullaha (s.a.v.), "Ya Resûlullah, ben hangi gerekçe ile yanımdaki yetimi dövebilirim?" dedim.
, Şöyle buyurdu:
"Kendi malını korumak için onun malım riske atmaksızın ve onun malından kendine kazanç sağlamaksızın, çocuğunu hangi sebeple dövüyorsan, onu da o sebeple dövebilirsin.

Cemaattan ayrılmamak
168. Câbir bin Semure (r.a.) rivayet ediyor:
Ömer (r.a.) Câbiye´de* bize şöyle bir konuşma yaptı:
"Ey insanlar! Resûlullahın bize okuduğu bir hutbenin benzerini size okumak için kalkmış bulunuyorum. Resûlul-lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştu:
"Sahabîlerime hürmet edin. Sonra onların ardından gelenlere, sonra onların ardından gelenlere. Sonra yalan yaygınlaşır. Öyle ki kişi şahitlik etmesi istenmediği halde şahitlik edecek, yemin etmesi istenmediği halde yemin edecek.
"Her kim Cennetin en güzel yerini arzuluyorsa cemaattan ayrılmasın. Çünkü şeytan tek kişi ile beraberdir. Birlik içindeki iki kişiden daha uzaktır.
* Câbiye, Dımaşk´ta bir köy ismidir. Hz. Ömer Suriye´nin fethi esnasında buraya gelmiş ve Resûlullahın yukarıdaki sözlerini aynen tekrarlamıştır
"Dikkat edin, biriniz bir kadınla başbaşa kalmasın. Çün-ü kü üçüncüleri şeytandır. "Dikkat edin, kimin iyilikleri kendisini sevindiriyor, kötülükleri de üzüyorsa, o kimse mü´mindir."
Buhâri, Fezâiîü´s-Sahabe: 1; Tirmizî, Fiten: 45; Müslim, Selâm: 19-22, Fezâilü´s-Sahabe: 214; Ebû Dâvud, Sünnet: 9. .

Hz. Ali´nin ve çocuklarının fazileti
169. Abdullah bin Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Vefat hastalığına yakalandığında Abbas Resûlullahı (s.a.v.) ziyarete geldi. Onu kaldırdı ve şeririn üzerine oturt-• tu. Resûlullah (s.a.v.) "Allah seni yüceltsin ey amca" bu-( yurdu. Abbas, "Bu Ali, girmek için izin istiyor" dedi. Peygamber (s.a.v.) "Girsin" buyurdu. Ali, yanında Hasan ve Hüseyin olduğu halde içeri girdi. Abbas, "Bunlar senin çocukların ey Allah´ın Resulü" dedi. Resûlullah (a.s.m.) "Onlar senin de çocukların ey amca" buyurdu. Abbas, "Ben onları seviyorum" dedi. Peygamber (s.a.v.), "Sen onları sevdiğin gibi Allah da seni sevsin" buyurdu.
Mu´cemü´l-Evsat, 3:460

Deniz gazasının fazileti
170. İmran bin Husa/n (r.a.) rivayet ediyor:
Kim Allah yolunda bir defa_çleniz savaşma çıkarsa i —kimin kendi yolunda savaştığını Allah daha iyi bilir
Allah´a karşı her türlü itaatini yapmış, Cenneti olanca gücüyle talep etmiş, Cehennemden de olanca gücüyle kaçmış olur.Mucemii´l-Evsat, 3:461 (2988)

Gece namazı kılmak
171. Ebû Said (r.a.) rivayet ediyor:
Bir adam geceleyin uyanır, hanımını da uyandırır da ab-dest alarak iki rekât namaz kılarlarsa, Allah´ı çok zikreden erkeklerle kadınlardan yazılırlar.
İbni Mâce, İkâmeti´s-Salât: 175.

Cennet kadınları
172. Ebû Sâid el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:
Cennet ehli, hanımlarıyla cinsî münâsebette bulunduklarında kadınların bekâretleri geri iade edilir.

Mestler üzerine meshetmek
173. Saffan bin Usal (r.a.) rivayet ediyor:
Peygamberimiz (s.a.v.) ile beraber yolculukta idik. Bize mestler üzerine üç gün üç gece, yolcu olmadığımız zaman da bir gün bir gece mesh etmemizi emretti.
Ebû Dâvud, Tahâre: 61; İbniMâce, Tahâre: 86.

Anne hakkı
174. Büreyd (r.a.) rivayet ediyor: ■ Bir adam Resûlullaha geldi ve şöyle dedi: ´´■ "Ey Allah´ın Resulü, ben şiddetli bir sıcakta annemi boynumda iki fersah mesafeye taşıdım. Öyle ki eğer ben o sıcağın altına bir parça et koysaydım, muhakkak pişerdi. Bununla annemin hakkını ödemiş oldum mu?"
Resûlullah (s.a.v.) "Belki bununla birtek doğum sancısının hakkını ödemiş olabilirsin" buyurdu.

175. Enes (r.a.) rivayet ediyor:
Âişe´nin diğer kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.
İlmi Mâce, Et´ime: 14; Müslim, Fezâilü´s-Sahabe: 89; Tirmizî,Menâkib: 63.

Mekruh olan bir tıraş şekli
176. Ömer bin Hattab (r.a.) rivayet ediyor: , Resûlullah (s.a.v.) kan aldırma dışında sadece başın ense kısmını tıraş etmekten men etti.
Müslim, Libâs: 72, 113.

Cuma günü gusletmek
177. İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah bize Cuma günü yıkanmamızı emretti.

Peygamberimiz rahmet olarak gönderilmiştir
178. Ebû Hiireyre (r.a.) rivayet ediyor:
Ben bahşedilmiş bir rahmet ve bir lütuf olarak gönderil** dim.

Sabahın erken saatlerinde bereket vardır
179. Ebû Bekre (r.a.) rivayet ediyor: r v Allah´ım, ümmetim için sabahın erken saatlerini bereketli k´ıl.
*-´ Tirmizl Buyu´: 6; //?m Mâce, Ticâret: 41; EM Dâv»Müsned, 1:190(1321).

Secde nasıl yapılır?
180. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:
Resülullah secde ederken koltuklarının beyazlığı görü-lünceye kadar kollarını yanından uzaklaştırırdı.
Ebû Dâvud, Salât: 153; İbni Mâce, İkâme: 19; Müslim, Salat: 237; Dârimî, Salât: 79; Nesâî, Tatbik: 52.

Allah´ın rahmeti
181. Ömer bin Hattab (r.a.) rivayet ediyor: ; Resûlullaha bir esir kafilesi* getirildi. Kafileden bir kadın sağa sola koşuşturuyordu. Derken bir çocuk buldu, onu aldı, kucakladı ve emzirdi.
Resûlulîah (s.a.v.), "Şu kadının çocuğunu ateşe atabileceğini düşünebiliyor musunuz?" diye sordu.
Biz, "Hayır vallahi atmamaya gücü yettiği müddetçe onu ateşe atmaz" cevabını verdik.
Resûlulîah (s.a.v.), "Allah kullarına karşı bu kadının çocuğuna olan merhametinden daha fazla merhametlidir" buyurdu.
Buharı, Edeb: 18.

Çocuğu namaza alıştırmak
182. Abdullah bin Habib babasından rivayet ediyor:
m, Çocuk sağını solundan ayırmaya başladığında ona namaz
kılmasını emredin.
Tirmizî, Mevâkit: 182; Ebû Dâvud, Sahil: 26; Dâriıni. S;ılâi: 141; 4t, Müsned, 2:239 (6686)

Bir toprak parçasını gasp etmek
183. Amr bin Nüfeyl (r.a.) rivayet ediyor:
Her kim haksız olarak başkasının bir karış arazisini alırsa, kıyamet gününde orası yedi kat yerin dibine kadar o kimsenin boynuna dolandırılır.
Buharı, Bedü´1-Halk: 1, Mezâlim: 13; Müslim, Müsâkâl: 142;Müsned, 4:193(17224)

Resûlullahı rüyada görmek
184. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:
Kim rüyasında beni görürse o kimse gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim ve Kabe´nin suretinde görü-nemez.
îbni Mâce, Rü´ya: 2; Buharı, Ta´bir: 23.

Bıyıkları kısaltmak
185. Zeyd bin Erkam (r.a.) rivayet ediyor: Bıyıklarını kısaltmayan bizden değildir.
Tirmizî, Edeb: 16; Nesâî, Taharet: 13; Müslim, Taharet; 2; Muvatta, Şa´ar: I.

Peygamberlere emredilen üç şey
186. İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
Biz peygamberler topluluğu üç şeyi emrettik:
1. İftarı acele yapmak.
2. Sahuru geciktirmek,
3. Namazda sağ eli sol elin üzerine koymak.
Muvatta, Kasru´s-Salât: 15; MecmâU´l-Evsat, 2:526 (1905)

Peygamberimizden mü ´mirilere tavsiyeler
187. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Akrabalık bağlarını kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin. Ey Allah´ın kulları, kardeş olunuz. Bir Müslümanm Müslüman kardeşi ile üç günden fazla küskün durması helal olmaz.
Müslim, Birr ve´s-Sıla: 23; Mu´cemü´l-Evsat, 4:41 (3053)

Merhametli olmak
188. Abdullah bin Mes´ud (r.a.) rivayet ediyor: Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.
Müsned, 2:220 (6538); Mu´cemü´l-Evsat, 4:42 [3055)
Müsned´d&ki rivayet, "Merhamet ediniz ki, size de merha-met edilsin" şeklindedir.

İnsanların arasını düzeltmek için yalan söylemek
189. Ümmü Gülsüm bint-i Ukbe (r.a.) rivayet ediyor:
Hayrı konuşarak ve hayrı geliştirerek insanların arasını düzelten yalancı değildir.

Oruçlunun hanımını kucaklaması
190. Aişe (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) oruçlu iken beni kucaklardı. Hanginiz nefsinize Resûlullah (s.a.v.) kadar sahipsiniz?
Buhârî, Savın: 23; Müslim, Siyam: 65, 66; Ebû Dâvud, Tahare: .... .

Kadir gecesi ne zamandır?
191. Câbir bin Semüre (r.a.) rivayet ediyor: Kadir gecesini Ramazanın 27. gecesinde arayın.

Allah´ı teşbih etmenin fazileti
192. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:
Kim "Sübhanallahi ve bihamdihi (Allah´ı noksan sıfatlardan tenzih ve Ona hamd ederim)" derse Cennette onun için bir hurma ağacı dikilir.
fbniMâce, Edeb: 57; Müsned, 2:398 (7991)

Cennete ilk çağrılacak olanlar
193. îbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Cennete girmek için ilk çağrılacak olanlar bollukta da, darlıkta da Allah´a çokça hamd edenlerdir.
Mu´cemii´l-Evsat, 4:44 (3057)

Cennete girmede kavimlerini geçenler
194. Ebû Ümâme el-Bahilî (r.a.) rivayet ediyor: ´" Resûlullahı şöyle derken işittim: "Cennete girmede ben Arapların öncüsü oldum. Süheyb Rumların öncüsü oldu. Bilal Habeşlilerin öncüsü oldu. Selman da İranlıların öncüsü oldu."

İslâm garip olarak başladı, yine garip hale gelecek
195. Sehl bin Sa´d (r.a.) rivayet ediyor: ,.
Resûlullah (s.a.v.) "Muhakkak İslâm garib olarak baş! ladı, yine garib hale gelecektir. O gariplere müjdeler olsun" buyurdu. I
"O garipler kimdir, ey Allah´ın Resulü?" denildi.
Resûlullah (s.a.v.) "İnsanların bozulduğu zamanda bo-zulmayip başkalarını ıslaha çalışanlardır" buyurdu. Müslim, İman: 232; Ibni Mâce, Fiten: 15; Tirmizî, İman: 13

Cihada gitmek ve anne babanın izni
196. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
Düşman evinin kapısında bile olsa, anne babanın izni olmaksızın savaşa gitme.

Yolculuk dönüşünde namaz kılmak
197. Ali (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) yolculuktan döndüğünde iki rekât namaz kılardı.
Buharı, Megâzî: 79, Cihad: 198; Müslim, Tevbe: 53, Salatü´l-Müsâfirin: 74; Ebû Dâvud, Cihad: 166; Nesâî, Mesacid: 38.

Sehiv secdesi
198. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah bize öğle veya ikindi namazlarından birini kıldırdı. İki rekattan sonra selâm verdi. Bu arada "Namazmı kısaldı yoksa?" diyerek mescidden çıkanlar oldu. Cemaat içerisinde Ebû Bekir ve Ömer de vardı. Fakat onlar Resû-lullahabirşey söylemekten çekindiler. Acelesi olanlar çıkıp gittiler. Resûlullah bir elini diğerinin üzerine gelecek şekilde mescidin tahtasının üzerine koydu. Bu esnada Zülyedeyn [iki elli] Bu ismi ona Resûlullah vermişti isimli biri kalktı, "Yâ Resulallah, unuttun mu yoksa namaz mı kısaldı?" dedi.
Resûlullah (s.a.v.), "Unutmadım, namaz da kısaltılmadı" buyurdu. Sonra da oradakilere sordu.
Onlar, "Zülyedeyn doğru söylüyor" dediler.
Resûlullah geri döndü, normal rekâtları gibi veya daha uzunca iki rekât daha namaz kıldırdı. Sonra iki defa secde yaptı."
Ebû Dâvud, Salat: 189; Buharı, Salat: 88; Müslim, Mesâcid: 97, 99; Tirnıizî, Mevakit: 175; îbni Mâce, İkâme:

Gusülden sonra abdest almak
199. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Gusülden sonra abdest alan bizden değildir.
Mu´cemü´l-Evsat, 4:51 (3065)

Zemzem
200. Ebû Zer (r.a.) rivayet ediyor:
Resûlullah (s.a.v.) Zemzemden bahsetti. Zemzemin mübarek bir su olduğunu, lezzetli bir gıda ve hastalığa şifâ olduğunu bildirdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
HAFIZmehmet
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 205
Kayıt tarihi : 07/10/09

MesajKonu: Mucemu´s-Sagir Hadisi-Şerifleri...   Çarş. Ekim 07, 2009 10:29 pm

Çok Ziyaret Etmek Sevgiyi Azaltır



201. Habib bin Mesleme rivayet ediyor:

"Az az ziyaret et ki sevgin artsın."[718]



İzah



Hadiste az ziyaretin sevgiyi artıracağına dikkat çekiliyor. Çünkü sık sık yapılan ziyaretler günlük hayatta da yaşadığımız gibi, ünsiyet peydah ettirir. Bir tanıdığımıza ilk gittiğimizde onun bize gösterdiği alaka ile sonraki günlerde yaptığımız sık sık ziya*retler esnasında gösterdiği alaka hiçbir zaman bir olmuyor.

Ancak hadiste geçen "az ziyaret" ziyareti bütün bütün azaltmak demek değildir. Bunun ortasını bulmak gerekir. Ayrıca eğer bir kimsenin ne kadar sık ziyaret edilse bundan memnun kaldığı bi*linir, anlaşılırsa ve bu ziyaretlerle o kimseye manen faydalı olu*nuyorsa, böylelerini fazla ziyaret etmek hadisin sınırlamasına dâ*hil değildir. Çünkü mü'minler arasındaki irtibat çok mühimdir.[719]


İmamlık Ve Müezzinliğin Mesuliyeti



202. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"İmam namazda cemaatin kefili, müezzin de mutemetidir. Allah'ım, imamları hakda sebat ettir, müezzinleri de bağış*la."[720]



İzah



İmamlık yüce ve kudsî bir meslek olmakla beraber, mes'uliyetlidir de. Yukarıdaki hadisde, imamın namaz esnasında cema*atin mes'uliyetini yüklendiğine dikkat çekilmektedir. Konu ile il*gili bir başka hadis şu mealdedir:

"İmam kefildir. Eğer namazı iyi kıldırırsa sevap hem onadır, hem cemaatedir. Şayet kötü kıldırırsa, vebali kendinedir, cemaate birşey yoktur."[721]

Hadisde müezzinlerin de mutemeti olduğu ifâde edilmektedir. Bilhassa saat ve takvimlerin olmadığı zamanlarda müezzinler na*maz vakitlerini, imsak ve iftar vakitlerini ilân ediyorlardı. Müslü*manlar onların okudukları ezan ile namaz kılıyor, oruç açıyor*lardı. Hadiste geçen mutemet kelimesi bunu ifâde etmektedir.

Hadisin son kısmında ise Peygamberimiz ağır bir mes'uliyet yüklenmiş olan imam ve müezzinlere duâ etmektedir.[722]


Kabir Azabı



203. Halid bin Urfata (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullahın (s.a.v.),

"Karın ağrısından ölen kabrinde azap görmez" buyurduğunu işittim" diyor.[723]



İzah



Kabir azabı, inkarcı ve günahkâr kulların kabre konuldukları andan itibaren Kıyamete kadar maruz kalacakları azaptır. Gerek âyet-i kerimelerde, gerekse hadis-i şeriflerde kabir azabının ola*cağı açıkça anlatılmıştır. Meselâ Tekâsür Sûresinde kabir azabına şöyle işaret edilir:

"Çokluğunuzla övünmek, kabre girinceye kadar sizi oyaladı. Heyhat! Kabre girdikten sonra bileceksiniz. Sonra Kıyamette bi*leceksiniz."[724]

Peygamberimiz de birçok hadislerinde kabir azabını haber ver*miştir. Meselâ bir hadislerinde kabirdekilere sabah akşam her gün Cehennemdeki yerlerinin gösterileceğini bildirmiştir.[725] Zaman zaman Ashabına kabir azabından Allah'a sığınmalarını tavsiye et*miştir.[726]

Peygamberler, Allah'ın sevgili kulları ve sevabı günahından fazla olan mü'minler kabirlerinde azaba çarptırılmazlar. Çeşitli hadislerde Allah yolunda şehid olanların, nöbet tutarken ölenle*rin, Tebareke Sûresini devamlı olarak okuyanların, kelime-i tev*hidi çok söyleyenlerin kabir azabından kurtulacakları bildirilmiş*tir. Peygamberimiz yukarıdaki hadislerinde de karın ağrısından ölenlerin kabir azabına çarptırılmayacaklarını bildirmiştir.

Bununla beraber, böylelerine azap verip vermemek Allah'ın, dilemesine bağlıdır. Fakat Allah'ın rahmetinin böyle kullarına ka*bir azabı çektirmeyeceği kuvvetle ümit edilir.

Kabir azabı hakkında tafsilatlı bilgiyi Ölüm Cenaze Kabir isimli eserimizin 313-326. sayfasına bakılabilir.[727]


Aklin Ehemmiyeti



204. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

"Kişi namaz, zekât, hac, umre ve cihad ehlinden olur, hattâ neyde hayır var diye hayrın miktarlarını dahi araştırır. Fakat Kıyamet gününde aklını kullanması ölçüsünde mü*kâfat görür."


Hadisleri Nakletmek



205. Ebû Kırsafa rivayet ediyor:

"Benim sözümü işitip anlayan ve ezberleyen ve onu kenin Allah yüzünü disinden daha âlim birisine ulaştıran kimse ağartsın. Üç meziyet vardır ki, kişi onlara sahip olduğunda kalbi kin beslemez. Bunlar:

1. Ameli tam bir ihlasla sırf Allah rızâsı için işlemek.

2. İdarecilere hayır tavsiyesinde bulunmak.

3. Ve İslâm cemaatinden ayrılmamak.[728]



İzah



İbni Mâce'de yer alan Zeyd bin Sâbit'in (r.a.) rivayetinde ha*disin baş tarafı şöyledir:

"Benim sözümü işitip de başkasına tebliğ eden kişinin Allah yüzünü ağartsın. Çünkü fıkıh kaynağı olan nice hadisleri ezber*leyen adamlar fıkıhçı değillerdir [o hadisi anlayamazlar]. Ve fıkıhçı olan nice hadis râvileri kendilerinden daha kuvvetli fıkıhçılara hadisleri iletebilirler."

Aynı yerde İbni Mes'ud'dan da (r.a.) şöyle bir hadis rivayet edilir:

"Bizden bir hadis işiterek onu tebliğ edenin Allah yüzünü ağartsın. Çünkü kendisine hadis tebliğ edilen nice insanlar, anlama ve gereği ile amel etme bakımından hadisi işitenden daha kuv*vetli olabilirler."

Resûlullah bu konuşmayı Minâ'da yaptı.[729]

Resûlullahın bu sözleri günümüz için de geçerlidir. Çünkü ha*disi bizzat Resûlullahtan işitme kaydı yoktur. Hadiste geçen "Be*nim sözümü işitip anlayan..." ifâdesi kimden olursa olsun hadisi işiten veya bir kitaptan okuyan kimseleri de içine alır.[730]


Hayvanlara Merhamet Etmek



206. Muaviye bin Kurre babasından rivayet ediyor:

"Yâ Resûlallah, ben koyun kesiyorum ama ona acıyo*rum" dedim.

Resûlullah,

"Koyuna acırsan, Allah da sana merhamet eder" buyurdu. [731]



İzah



Rabbimiz, insanı yeryüzüne halife olarak yaratmış, rahmetinin eseri olarak diğer varlıkları onun emrine ve hizmetine vermiştir. Güneş, ay, hava, yağmur, bitkiler, denizler, hayvanlar, hâsılı herşey insana hizmet eder. Rabbimiz bâzı âyetlerde hayvanları, içindekilerle beraber denizi insanın hizmetine verdiğini kudretine bir delil olarak zikreder ve şöyle buyurur:

"Ehil hayvanları da O yarattı. Onlarda sizin için giyinip korunacak ve istifade edeceğiniz şeyler vardır; üstelik etlerinden de yersiniz."[732]

Bir âyet ise şu mealdedir:

"O Allah ki, sizin için ehlî hayvanlar yarattı. Onların kimine biner, kiminin de etinden yersiniz."[733]

Görüldüğü gibi, hayvanlar insanların emrine verilmiştir. Do*layısıyla eti yenen hayvanları kesip yemekde dinen hiç bir mahzur bulunmamaktadır. Hadis, kesim işini yaparken onlara merhametli davranmak gerektiğini ikaz eder. Meselâ kesim yerine götürür*ken iyi davranılmalı, hayvanın karşısında bıçak bilenilmemelidir. Peygamberimiz (s.a.v.) kesmek üzere yatırdığı koyunun karşı*sında bıçağını bileyen bir Sahabîye şöyle buyurmuştur:

"Karşısında bıçağı bileyerek koyunu iki defa mı öldürmek is*tiyorsun? Bıçağını koyunu yatırmadan önce bilesene!"[734]


"Tevbe Nerede?"



207. Huzeyfe (r.a.) rivayet ediyor:

"Yâ Resûlallah, dilim beni yaktı" dedim. Resûlullah,

"Tevbe, istiğfar ile aran nasıl? Muhakkak ben günde yüz defa Allah'tan bağışlanma diliyor ve Ona tevbe ediyorum" buyurdu.

Peygamberimizin bağışlanma dilemesi ile ilgili olarak 159 nu*maralı hadisin izahına bakınız.[735]


İmamdan Önce Hareket Etmek



208. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Cemaatla namaz kıldığında başını imamdan önce kaldıran kimse [kıyamet gününde] Allah'ın başını eşek başına dön*dürmesinden korkmuyor mu?"[736]



İzah



Zikrettiğimiz kaynakların bâzılarında hadis şöyledir:

"Biriniz rükû ve secdede başını imamdan önce kaldırdığı za*man Cenâb-ı Hakkın [kıyamet gününde] başını eşek başına veya suretini eşek suretine çevirerek dirilteceğinden korkmaz mı?"

İmama uyan kimse, tekbir alırken, rükûa eğilirken, secdeye giderken, rükûdan ve secdeden doğrulurken hep imamdan son*raya kalmalıdır. İmamdan önce hareket edenin namazı âlimlerin ekseriyetine göre sahih olsa da, kendisi günahkâr olur. Bir hadis*lerinde,

"Benden önce rükû ve secdeye gideni görmeyeyim"

bu*yuran[737] Peygamberimiz, yukarıdaki hadislerinde de imamdan önce hareket edenleri tehdit etmiştir. Konu ile ilgili daha başka hadisler de vardır. Meselâ bunlardan biri şu mealdedir:

"Başını imamdan önce kaldırıp indiren kimsenin alnı şeytanın elindedir."[738]


Belâya Sabretmek Mi, Afiyete Şükretmek Mi Daha Sevimli?



209. Ebu'd-Derdâ (r.a.) rivayet ediyor:

Resülullah (s.a.v.) beladan ve sabrettiği takdirde belâya maruz kalana Allah'ın hazırladığı bol sevaptan; afiyetten ve şükrettiği takdirde Allah'ın afiyet içerisinde olana hazırladığı bol mükâfattan bahsetti.

Ben, "Ey Allah'ın Resulü, afiyete mazhar olup şükret*mek, musibete maruz kalıp sabretmekten bana sevimli ge*liyor" dedim.

Bunun üzerine Resülullah (s.a.v.),

"Resûlullah da senin gibi afiyeti seviyor" buyurdu.[739]


Kur'ân'ı Unutmamak İçin Tekrarlamak



210. Abdullah bin Mes'ud (r.a.) rivayet ediyor:

"Kur'ân'ı sık sık tekrar etmek suretiyle hatırda tutunuz. Çünkü o garip kuşun vatanına uçmasından daha hızlı bir şekilde insanların hafızasından uzaklaşır."[740]

Zikrettiğimiz kaynaklarda hadis şu şekildedir:

"Devenin bağından kurtulup uzaklaşmasından daha hızlı bir şekilde insanların hafızasından uzaklaşır."[741]

Namazda Selâmdan Sonra Ne Denilir?



211. Aişe (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) namazda selâm verdikten sonra "Allâhümme ente's-selâmü ve min ke's-selâm. Tebârekte yâ ze'1-celâli ve'1-ikram (Allah'ım, Sen her türlü noksan sıfat*lardan uzak olan Selâmsın. Her türlü emniyet ve selâmet Sendendir. Sen noksanlardan münezzehsin. Ey sonsuz bü*yüklük ve ikram sahibi Allah'ım)" deyinceye kadar oturur*du.[742]


İslâmiyet Selâmettir



212. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) Bekr bin Vâil'e şöyle yazdı:

"Al*lah'ın Resulü Muhammed'den Bekr bin Vâile. Müslüman ol ki, selâmette olasın."[743]


Kurban Ne Zaman Kesilir?



213. Berâbin Âzib (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) bir kimsenin bayram namazı kılın*madan önce kurban kesmesini yasakladı.[744]



İzah



İbni Mâce'deki rivayet şöyledir:

Uveymir bin Eşkar (r.a.) kurbanını bayram namazından önce kesmiş, sonra durumu Resûlullaha arzetmişti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Tekrar kurban kes."

Müslim'deki rivayet ise şöyledir:

"Kim kurbanını namazdan önce kesti ise onun yerine bir baş*kasını kessin. Kim kesmediyse besmele ile kessin."

Hadislerde kurban'ın namazdan önce kesilmesi yasaklanmak*tadır. Kurban bayram namazından sonra kesilebileceği gibi, bay*ramın üçüncü günü, güneş batıncaya kadar da kesilebilir.

Şâfiîlere göre ise kurban kesmenin son vakti bayramın dör*düncü günü, güneşin batışına kadardır.

Kurban, bayram namazından önce kesilemeyeceği gibi, açık*ladığımız vakitten sonra da Kurban bayramı için kurban olarak kesilemez. Bu durumda duruyorsa hayvanın kendisini, yoksa be*delini sadaka olarak vermek gerekir.[745]


İhramdan Önce Koku Sürünmek



214. Mü'minlerin annesi Aişe (r.a.) rivayet ediyor: Resûlullah (s.a.v.) ihrama girmeden önce koku süründü.[746]



İzah



İhram, haccın farzlarındandır. Hac veya umreye veya her iki*sine birden niyetlenerek aslında helâl olan fiil ve davranışları, be*lirli bir vakit için kişinin kendisine haram kılması demektir. Mese*lâ saç ve sakal tıraşı olmak aslında helâl olduğu halde ihramlıya haramdır.

İşte ihramlıya haram olan hareketlerden birisi de koku sürün*mektir. Ancak ihrama girmeden önce koku sürünmek, hadisten de anlaşılacağı üzere ihramın sünnetlerindendir.[747]


Mü'min Olarak Ölebilmek



215. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

"Ademoğlu muhtelif tabakalar üzeredir. Bir kısmı mü'*min olarak doğar, mü'min olarak yaşar ve mü'min olarak ölür. Bir kısmı kâfir olarak doğar, kâfir olarak yaşar ve kâfir olarak ölür. Bir kısmı da kâfir olarak doğar, kâfir olarak yaşar, mü'min olarak ölür."[748]



İzah



Hadisde insanların çeşitli tabakalarda olduğu nazara veriliyor ve bunlardan misâl olarak bir kaçı üzerinde duruluyor. Taberânî Mu'cemü'l-Evsat'ta hadisi "Bir kısmı mü'min olarak doğar, mü'*min olarak yaşar, kâfir olarak ölür" ilâvesiyle rivayet etmiştir.

Hadiste geçen "Kâfir olarak doğar" ifâdeleri, "Kâfir bir anne babadan doğar" mânâsındadır. Çünkü başka bir hadiste her çocuğun İslâm fıtratı üzere doğduğu bildirilmiştir.

Hadisde, kişinin kâfir veya mü'min olarak doğması; mü'min veya kâfir olarak yaşamasından ziyade akıbetin önemli olduğunu, nasıl doğar ve nasıl yaşarsa yaşasın ancak mü'min olarak öldüğü takdirde kurtulacağı nazara verilmektedir.[749]


Resûlullahın Ashabıyla İlgilenmesi



216. Mü'minleri annesi Âişe (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah sohbetine gelip giden birini göremez oldu.

"Filanı niçin göremiyorum?" diye sordu.

"O hasta" dediler.

"Kalkınız, onu ziyaret edelim" buyurdu.

Yanına girdiklerinde o ağladı. Resûlullah (s.a.v.) kendi*sine şöyle buyurdu:

"Ağlama! Cebrail (a.s.) bana humma hastalığının üm*metimin Cehennem hissesinden olduğunu haber verdi."[750]



İzah



Hadis, Resûlullahın Ashabıyla yakından ilgilendiğini göste*riyor. Ayrıca ateşli hastalıkların mü'minin Cehennemdeki hissesinden olduğu, bu dünyada böyle hastalıklara yakalanan mü'minlerin buna sabrettikleri takdirde Cehennemde azaba çarptırılmayacaklarmı nazara veriyor.[751]


Resûlullahın Bir Duası



217. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:

"Allah'ım, acizlikten ve tenbellikten Sana sığınırım. Kalp katılığından, gafletten, başkasına yük olmaktan, zilletten ve miskinlikten Sana sığınıyorum. Günahkarlıktan, hakka ters düşmekten, iki yüzlülükten, işitsinler ve görsünler diye amel işlemekten Sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, alaca hastalığından, cüzzamdan ve kötü hastalıklar*dan Sana sığınırım."[752]


Amr Bin Cemuh'un (r.a.) Fazileti



218. Ka'b bin Mâlik babasından rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.),

"Ey Seleme oğulları, efendiniz kim*dir?" diye sordu.

Onlar, "Biz kendisini cimri olarak görmemize rağmen yine de efendimiz Ced bin Kays'tır" dediler.

Resûlullah şöyle buyurdu:

"Cimrilikten daha kötü bir hastalık var mıdır? Hayır, bundan böyle efendiniz dalgalı saçlı Amr bin Cemuh'tur."[753]



İzah



Peygamberimiz bu hadislerinde cimriliği kötü bir hastalık ola*rak vasıflandırmış, cimri olan birisinin efendi olamayacağını bil*dirmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) bununla ilgili olarak bir hadis*lerinde de, "Efendi cimri olamaz" şeklindedir.[754]

Peygamberimizin cimrinin efendi olamayacağını bildirmesinin bir hikmeti de cimriliğin sirayet edeceğidir. Bir kavmin efendisi cimri olursa, bu, diğer insanlara da sirayet eder.

Hadiste Peygamberimizin Selemeoğullarına efendi olarak ta*yin ettiği Amr bin Cemuh (r.a.) Medineli idi ve Selemeoğullarının reisi idi. Amr, cömertliği ile meşhur bir Sahabî idi. Zaten Resû*lullahın onu kavmine efendi tayin etmesine sebep olan vasfı da buydu.

Amr bin Cemuh'un (r.a.) bir ayağı sakattı. Bu sebeple Resû*lullah onun Bedir Savaşına katılmasına izin vermedi. Fakat Amr Uhud Savaşına katıldı ve bu savaşta iki oğluyla birlikte şehid düştü. Peygamberimiz bunun haber alınca,

"Amr ve oğulları şimdi Cennete ayak basmıştır" buyurdu.[755]


Her Takva Sahibi Ehl-i Beyttendir



219. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullaha Ehl-i Beytin kimler olduğu soruldu.

Resûlullah,

"Her takva sahibi" buyurdu ve

"Onun dost*ları emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlardır" âye*tini okudu.[756]



İzah



Peygamberimizin (s.a.v.) hanımları, çocukları ve özellikle Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve bunların nes*linden gelenlere Ehl-i Beyt denir. Peygamberimiz (s.a.v.), bâzı hadislerinde, Hz. Selman gibi Sahabîlere,

"Sen benim ehl-i beytimdensin"

buyurarak bu halkayı genişletmiştir. Bu hadislerinde de ehl-i beyt halkasını daha da genişletirken, Ehl-i Beyte ayrıcalık kazandıran özelliğe de dikkat çekmiştir. O özellik takvadır. Takva ise Allah'tan layıkıyla korkmak, Ona hakkıyla kulluk etmek, emirlerini gönül hoşluğu ile yerine getirmek, haramlardan sakın*maktır. Böyle davrananlar manevî ehl-i beytten sayılır.[757]


Altın Ve Gümüş Kap Kullanmak



220. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

"Altın ve gümüş kaplardan birşey içenler muhakkak ka*rınlarına Cehennem ateşi doldurur."[758]



İzah



Altın ve gümüş kaplardan dünyada kâfirler yer ve içerler. Nitekim Peygamberimiz bir hadislerinde, "Bu kaplar dünyada onların, âhirette ise sizindir" buyurmuştur.

Müslim'de, geçen bir hadiste de,

"Dünyada gümüş kaptan bir şey içen, âhirette içmez" buyurmuştur.[759]

Altın zînet takmak kadına helâl olmakla beraber, altın ve gümüş kaplardan bir şey yiyip içmek kadın erkek her Müslümana yasaklanmıştır.[760]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
HAFIZmehmet
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 205
Kayıt tarihi : 07/10/09

MesajKonu: Mucemu´s-Sagir Hadisi-Şerifleri...   Çarş. Ekim 07, 2009 10:30 pm

Allah'ın Yardım Edeceği Ve Yardımını Keseceği Kimseler



221. İmran bin Husayn (r.a.) rivayet ediyor:

"Allah kendisine samimiyetle bağlanan kişiye bütün zor*luklarında yardım eder, ummadığı yerden onu rızıklandırır. Âhireti unutup dünyaya dalan kişiyi de dünyaya bırakır, yardımını keser."[761]


Ramazan Ayının Fazileti



222. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

"Ramazan'ın ilk gecesinde semâ kapıları açılır ve son ge*cesine kadar bir daha kapanmaz."[762]



İzah



Ramazan ayında semâ kapılarının açılmasından maksat, "rah*met kapılarının açılması'dır. Çünkü Peygamberimizin mübarek lisanında "ayların efendisi" şeklinde ifâdesini bulan[763] Ramazan, rahmet ayıdır, mağfiret ve bağışlanma ayıdır. Cehennemden kur*tuluş ayıdır. Bu ayın kıymetini hakkıyla bilen kullar, Cehennem*den kurtulurlar.

Ramazan ayında Cehennemin kapıları kapatılır, hiçbir kapısı açılmaz. Cennet kapıları ise sonuna kadar açılır, hiçbir kapısı ka*panmaz.

Ramazan âyının fazileti hakkında Üç Aylar ve Mübarek Gün*ler isimli eserimizin 14-24. sayfalarına bakılabilir.[764]


Kadınların Cihada Katılması



223. Ümmü Seleme (r.a.) rivayet ediyor:

Resülullaha "Ey Allah'ın Resulü, seninle beraber cihada çıkmak istiyorum" dedim.

"Ey Ümmü Seleme, kadınlar üzerine cihad farz kılın*madı" buyurdu.

"Yaralıları, göz ağrılarını tedavi ederim, su veririm" de*dim.

"O zaman gel" buyurdu.[765]



İzah



Dinimize göre kadınlar ihtiyaç olduğunda savaşa katılıp geri hizmetlerde bulunabilirler. Hadis bunu ifâde etmektedir. Peygam*berimiz zamanında bizzat savaşa katılıp müşriklerle cihad eden kadın Sahabîler de olmuştur. Meselâ asıl ismi Nesîbe Hatun olan Ümmü Ümâre (r.a.), Ümmü Süleym (r.a.), Peygamberimizin halası Safiyye (r.a.) bu kadınlardan bir kaçıdır.

Peygamberimizden sonra da Esma bint-i Yezid (r.a.) ve Resûlullahın süt teyzesi Ümmü Haram da (r.a.) savaşa katılmışlar*dır. Tafsilat için Hanımlara Fetvalar isimli eserimizin 320-326. sayfalarına bakılabilir.[766]


Cünübün Bir Şey Yiyip İçmesi



224. Ümmü Seleme (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) cünüp olduğunda, namaz abdesti gibi abdest almadan bir şey yemezdi.[767]



İzah



Cünüp oları bir mü'min maddî bakımdan pis ve necis sayıl*maz; uğursuz kabul edilmez. Cünüp birisinin birşey yiyip içmesi için gusletmesi daha güzel olmakla beraber, şart değildir. Cünübün birşey yemeden önce abdest alması, en azından elini ağzını yıkaması ise sünnettir.[768]


Resûlullahın Şemaili



225. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) ne uzun, ne de kısa boyluydu. Orta boyluydu. Ne esmer, ne de çok beyazdı. Buğday tenli idi. Saçı ne çok kıvırcık, ne de düzdü. Onun saçı dalgalıydı.

Kırk yaşında peygamber olarak gönderildi. On yıl Mek*ke'de, on yıl da Medine'de ikâmet etti. Altmış yaşında ve*fat etti. Vefat ettiğinde saçında ve sakalında yirmi tane beyaz kıl yoktu.[769]



İzah



Peygamberimizin vücut yapısı yürürken ve konuşurken dav*ranışları başka hadislerde de nazara verilir. Meselâ uzunca bir ha*diste Resûlullah şöyle tarif edilir:

"Resûl-ü Ekrem (s.a.v.) zâtında büyüktü. İnsanların gözünde ve gönlünde de büyüktü. Yüzü ayın ondördü gibi parlardı. Ne fazla uzun, ne de kısaydı, orta boyluydu. Kafası büyükçe idi. Sa*çı taralı, dalgaları düzgündü. Kolayca iki tarafa ayrılırdı. Uzattı*ğında kulak memelerini geçmezdi. Buğday tenliydi. Geniş alın*lıydı. Yay kaşlıydı. Kaşları gür olmakla birlikte birbirine girmiş değildi. İki kaşı ortasında bir damar vardı. Öfkelendiğinde hafifçe kabarırdı. Burnunun ucu hafif kalkıktı. Yüzünden nur saçılırdı. İyice dikkat etmeyen onu kalkık burunlu sanırdı. Gür sakallıydı. Yanakları düzgündü. Ağzı büyükçe idi. Dişleri inci gibi parlardı ve bitişik değildi. Göğsü hafif kıllıydı. Zarif boyunluydu ve gü*müş rengindeydi. Vücut yapısı ahenkliydi. İri yapılıydı. Azaları uyumluydu. Göğsü ile karnı aynı hizadaydı. Göğsü ve omuzları genişçeydi. Kemikleri kalıncaydı. Vücudu nurluydu. Göğsünden göbeğine doğru kıldan ince bir hat uzanırdı. Bunun dışında me*meleri ve karnında kıl yoktu. Kolları, omuzları ve göğsünün üst kısmı kılla kaplıydı. Kolları uzuncaydı. Avuçları genişçeydi. Par*makları düzgündü. El ve ayak parmaklan hafifçe kalın ve uzun*caydı. Düztaban değildi. Ayaklarının üzerinde eğrilik yoktu ve yı*kandığında üzerinde su durmazdı. Yürüdüğünde ayaklarını yerde sürümez, adımlarını kaldırarak atardı. Yürürken hafifçe öne meylederdi. Mütevâzi yürürdü. Adımlarını genişçe atardı. Yüksekten inermişcesine yürürdü. Sağa ve sola baktığında bütün vücuduyla birlikte dönerdi. Önüne bakardı. Yere bakışı göğe bakışından faz*laydı. Bakışının büyük bir kısmı tefekküre yönelikti. Sahabîlerini arkadan takip ederdi. Karşılaştıklarına selâm verirdi."1

İzahını yaptığımız hadiste Hz. Enes'in "Resûlullah Mekke'de on sene kaldı" şeklindeki ifâdesi yuvarlak olarak söylenmiştir. Peygamberimiz Mekke'de on değil, on üç sene kalmıştır.[770]


Allah Az Sadakaya Çok Sevap Verir[771]



226. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Allah sadakayı ancak helâl olandan kabul eder. Sağ eliy*le onu kabul eder, sonra bir adamın tayını ve deve yavrusu*nu büyüttüğü gibi büyütür. Hattâ bir lokma Uhud Dağı ka*dar olur."[772]

Tirmizî'de, şu ilâve vardır:

"Bunun Allahu Teâlânın kitabından delili, 'Onlar bilmezler mi ki Allah kullarının tevbesini ve sadakasını kabul eder'[773] ve 'Allah faizin bereketini giderip onu mahveder; sadakası verilen malı ise artırır'[774] âyetleridir."[775]

Namazda Safları Düzgün Tutmak



227. Berâ bin Âzib (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah, (s.a.v.),

"Namaz için saf tutarken birbirinize yaklaşın. Boşluk bırakmayın. Şeytan "evlâdi'l-hazef' gibi aranızda dolaşır" buyurdu.

Sahabîler, "evlâdi'l-hazef nedir?" diye sordular.

Resûlullah (s.a.v.),

"Yemen'de bulunan siyah koyun" buyurdu.[776]



İzah



Cemaatle namaz kılarken safları düzgün ve sık tutmak, cema*atle namazda aranan mühim hususlardan birisidir. Âlimlerin ço*ğunluğuna göre, cemaatla namazın sünnetlerindendîr. Safların düzgünlüğü, birinci ve onu takip eden saflarda namaz kılmanın fazileti ve sevabı hakkında pekçok hadis vardır. Yukarıdaki hadis de safları düzgün tutma ile ilgili hadislerden sadece birisidir. Ko*nu ile ilgili bir başka hadis ise şu mealdedir:

"Saflarınızı düzgün tutun. Çünkü safları düzgün tutmak nama*zın güzelliğindendir."[777]

Peygamberimiz bir hadislerinde de saflarda omuzları aynı hi*zaya getirmeyi, aralardaki boşlukları doldurmayı istemiştir.[778]

356 numaralı hadisin izahına ve Ezan Cami Namaz isimli ese*rimizin 325-333. sayfalarına da bakınız. [779]


Büyüklenene Allah Gazap Eder



228. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Allah buyuruyor ki: 'Kuvvet ve üstünlük benim gömleğim, büyüklük kaftanımdır. Kim onları Benimle paylaşmaya kalkarsa ona azap ede*rim."[780]



İzah



Ebû Dâvud'dakî rivayet şöyledir;

"Allah azze vecelle buyuruyor ki: 'Büyüklük benim gömle*ğim, yücelik de kaftanımdır. Bunlardan birisi hakkında Benimle münakaşaya girişen olursa, onu Cehenneme atarım."

Hadiste Allah'ın büyüklük ve yüceliği gömlek ve kaftana ben*zetmesi, bu iki giyeceğin insanın vücudunu tamamen sarıp ona bir güzellik vermesi sebebiyledir. Büyüklük ve yücelik Allah'a en layık ve lüzumlu sıfat olduğu için bu benzetme yapılmıştır.[781]


Cenaze İçin Ayağa Kalkmak



229. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) önünden geçen cenaze için ancak Ya*hudi olduğundan dolayı ayağa kalktı.

Başka bir rivayet şöyledir:

Çünkü o bir Yahudi cenazesi idi. Kötü kokusu yüzünden kalktı.[782]



İzah



Cenaze için ayağa kalkılıp kalkılmayacağı hususunda iki görüş vardır. Bâzılarına göre cenaze için ayağa kalkılır. Bunlar bâzı ha*disleri görüşlerine delil olarak zikrederler. Meselâ bu hadislerden birisi şu mealdedir:

"Biriniz bir cenaze gördüğünde, onun peşisira gitmek istemez*se, cenaze ilerleyinceye kadar veya cenaze yere indirilinceye ka*dar ayakta dursun."[783]

Cenaze için ayağa kalkmak ölüye tazim için değil, ölümün dehşet ve korkunçluğunu, ölümü yaratanı, cenaze ile birlikte olan melekleri tazim içindir. Nitekim Peygamberimiz yanından bir ce*naze geçerken şöyle buyurmuştur:

"Ayağa kalkınız. Çünkü ölümde korku ve dehşet vardır."[784]

Âlimlerden bir kısmı bu hadisleri delil göstererek cenaze için ayağa kalkmak gerektiğini söylerlerken, bir kısmı da Peygambe*rimizin bu tatbikatının ilk zamanlara ait olduğunu, sonradan bunu terkettiğini söylerler. Bunların da hadislerden delilleri vardır. Bunlardan birisi şu mealdedir:

Hz. Ali diyor ki: "Resûlullah (s.a.v.) bir cenaze geçtiğinde ayağa kalktı, biz de kalktık. Sonraları ayağa kalkmayı terkedip oturdu, biz de ayağa kalkmayı terkedip oturduk."[785]

Yine Hz. Ali'nin rivayet ettiği bir başka hadis ise şu mealde*dir:

"Resûlullah cenaze için sadece bir defa ayağa kalktı. Bu ayağa kalkma keyfiyeti ehl-i kitaba benzemeyi mucip oluyordu. Bu se*beple Cenâb-ı Hak tarafından yasaklandı. Bundan sonra Resû*lullah cenaze geçerken ayağa kalkmadı."[786]

İşte izahını yaptığımız hadiste de Resûlullahın (s.a.v.) önün*den geçen cenaze için ancak Yahudi olduğundan dolayı ayağa kalktığı, bunun sebebinin de cenazenin (maddî veya manevî) kö*tü kokusu olduğu nazara veriliyor.

Netice: İmâm-ı A'zam, İmam Mâlik ve İmam Şafiî, cenaze için ayağa kalkmakla ilgili hadislerin ilk zamanlara âit olduğu, sonraları ise hükmünün kaldırıldığı fikrindedirler. İmam Şafiî, "Bence cenaze geçerken oturmak, ayağa kalkmaktan daha güzel*dir. Çünkü Resûlullahın son fiili böyle olmuştur" der. Buna göre cenaze için ayağa kalkmak mekruhtur.[787]


Namazdan Çalmak Nasıl Olur?



230. Abdullah bin Mugaffel (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.),

"Hırsızların en yamanı, namazından çalan kişidir" buyurdu.

"İnsan namazdan nasıl çalar?" dediler.

Resûlullah şöyle buyurdu:

"Rükû ve secdelerini tam yapmaz. İnsanların en cimrisi de selâm vermede cimrilik yapan kimsedir."[788]



İzah



Hadis, namazda tâdil-i erkânının ehemmiyetine dikkat çek*mektedir. Tâdil-i erkân, kıyamda iken dimdik, rükûda iken düm*düz durmak, rükûdan kalktıktan sonra secdeye gitmeden belini iyice doğrultmak ve "sübhanallah" diyecek kadar öylece bekle*mek, iki secde arasında da "sübhanallah" diyecek kadar otur*maktır.

Zaten İlâhî bir hediye olan namazın zevkine varmak, bütün rükünlerini eksiksiz yapmak, aceleye getirmemekle mümkündür.

Tâdil-i erkân, İmam Ebû Yusuf ve İmam Şafiî'ye göre farzdır. Bu imamlara göre tâdil-i erkâna riâyet edilmeden kılınan namazı yeniden kılmak gerekir.

İmam-ı A'zam ve diğer talebesi İmam Muhammed'e göre ise tâdil-i erkân farz değil, vaciptir. Vacibin terki durumunda sehiv (yanılma) secdesi yapmak gerekir.

Tafsilat için Ezan Cami Namaz, ve Büyük İslâm İlmihali isimli eserlerimize bakılabilir.[789]


Cennete Ancak Mü'min Olanlar Girer



231. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullahı şöyle buyururken işittim:

"Cennete ancak mü'min olanlar girer. Şüphesiz Allah bu dini günahkâr biri*nin eliyle de kuvvetlendirir."

90 numaralı hadisin izahına bakınız.[790]


Gece Çok Uyku Kıyamet Gününde İnsanı Fakir Bırakır



232. Câbir bin Abdullah (r.a.) rivayet ediyor:

Süleyman'ın (a.s.) annesi ona şöyle dedi: "Gece çok uyuma. Çünkü çok uyku [gece ibâdet etmemek] insanı kıya*met günü fakir bırakır."[791]


Bir Malı Haksız Olarak Ele Geçirmek İçin Yemin Etmek



233. Abdullah bin Me'sud (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim haksız yere bir malı elde etmek için bile bile kuvvet*li bir şekilde yemin ederse, Allah'ın huzuruna Allah kendi*sine gazap etmiş olarak çıkar."[792]



İzah



Müslim'deki rivayet şöyledir:

Eş'as bin Kays (r.a.) rivayet ediyor:

Bir adamla aramızda Yemen'de münakaşalı bir yer vardı. Onu Resûlullaha (s.a.v.) dâva ettim.

"Delilin var mı?" diye sordu.

"Hayır" dedim.

"O halde hasmının yemin etmesi gerekir" buyurdu.

"Yemin istenildiğinde, o yemin etmekten çekinmez" dedim.

Şöyle buyurdu:

"Her kim yalancı olduğu halde yemin ederek bir Müslümanın malını elinden alırsa, Allah'ın gazabına uğra*yarak İlâhî huzura çıkar."

Müslim deki bir başka rivayet ise şöyledir:

Resûlullah,

"Her kim yemini ile bir Müslümanın hakkını elin*den alırsa, o kimseye Allah Cehennemi vacip kılmış, Cenneti de haram etmiş demektir" buyurdu.

Bir zât, "Pek az bir şey olsada mı yâ Resûlullah?" dedi. Resûlullah,

"Misvak ağacından bir çubuk dahi olsa" buyurdu.[793]

Hadiste geçen "Bir Müslümanın hakkını elinden alırsa" ifâ*desi, "Gayr-i müslimin hakkını elinden alanın" tehditin dışında kaldığı mânâsında anlaşılmamalıdır.[794]


Kızıl Denizi Geçerken Mûsâ (a.s.) Nasıl Duâ Etti?



234. Abdullah bin Mes'ud (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.),

"Musa'nın (a.s.) İsrâiloğullarını de*nizden [Kızıl Denizinden] geçerirken okuduğu duayı size öğreteyim mi?" buyurdu.

"Evet, yâ Resûlallah" dedik.

"Allah'ım, her türlü övgü Sana mahsustur, sıkıntılar Sa*na arzedilir. Yardım Senden istenir. Güç ve kuvvet ancak yüce ve büyük olan Allah'tandır' deyiniz."

Abdullah bin Mes'ud (r.a.), "Bu duayı Resûlullahtan işittiğim andan beri terk etmedim" der.[795]



İzah



Yüce Allah Hz. Musa'yı (a.s.) ve kardeşi Harun'u (a.s.) ilâhlık dâvasında bulunan Firavun'u ve ona imân eden halkını kendi*sine imâna davet için peygamber olarak görevlendirmişti. Hz. Mûsâ Firavun'u ve kavmini Allah'a imana çağırdı ise de onlardan çok az kimse iman etti. Bunun üzerine Mûsâ (a.s.) Allah'ın emri ile kendisine iman eden İsrâiloğullarını yanına alarak geceleyin Mısır'ı terk etti.

Sabahleyin durumun farkına varan Firavun büyük bir ordu hazırlayarak onların peşine düştü. Çok geçmeden de yetiştiler. O arada Mûsâ (a.s.) ve beraberindekiler Kızıl Deniz önlerine gel*mişlerdi. Durum çok kritikti. Önlerinde deniz, arkalarında ise canlarına kast eden Firavun ve ordusu vardı.

Mûsâ (a.s.) hiç telaşlanmadan Allah'ın emri üzerine elindeki asasını denize vurdu. Bir mucize olarak denizden İsrâiloğullarının kabileleri sayısınca on iki adet yol açıldı. İsrâiloğulları o yol*lardan karşıya geçtiler. Bunun gören Firavun ve ordusu da atları*nı denize sürdüler, ancak onlar geçerken Allah denizin açılan ka*natlarını birleştirdi ve onları denizde boğdu.

İşte Peygamberimiz yukarıdaki hadislerinde Hz. Musa'nın Kızıl Denizi geçerken okuduğu duayı ümmetine haber vermekte*dir. Konunun tafsilatı için Tarih Aynasında Yahudiler isimli eseri*mize bakılabilir.[796]


Resûlullahın Ordu Kumandanlarına Tavsiyeleri



235. Büreyde bin Husayb (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) savaş için bir ordu gönderdiğinde or*du kumandanına şu emri verirdi:

"Allah'ın yolunda, Allah'ın ismiyle sefere çıkınız. Al*lah'ı inkar edenlerle çarpışınız.

Ganimet mallarına ihanet etmeyiniz.

Verdiğiniz söze vefasızlık etmeyiniz.

Küçük çocukları, kadınları ve ihtiyarları öldürmeyiniz.

Bir köy veya kale halkını kuşattığınız zaman onlara Allah ve Resulü adına eman vermeyiniz. Onlara kendiniz ve ba*banız adına eman veriniz. Çünkü sizin kendi ahdinizi ve ba*banızın ahdini bozmanız, Allah ve Resulünün ahdini boz*manızdan sizin için daha ehvendir."[797]


Allah'tan Nasıl İstekte Bulunulmalı?



236. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"Bir istekte bulunduğunda o isteğinin verilmesi seni se*vindirirse şöyle de:

Yüce ve büyük olan, tek olan, ortağı olmayan Allah'tan başka ilâh yoktur. Hakîm ve Kerîm olan, tek olan, ortağı olmayan Allah'tan başka ilâh yoktur. Kendisinden başka ilah olmayan, hayat ve hilim sahibi olan Allah'ın ismiyle başlarım. Büyük Arşın sahibi olan Allah'ın sânı ne yüce*dir. Alemlerin Rabbine hamd olsun."

"Onlar kendilerine vaad edilen azabı gördükleri gün, dünyada günün bir kısmından fazla kalmadıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Yoldan çıkmış bir topluluktan başkası he*lak edilir mi hiç?"[798] "O günü gördüklerinde sanırlar ki, dü*nyada ancak bir akşam yahut kuşluk vakti kalmışlardır."[799]

"Allah'ım, Senden Cennetine girmeme sebep olacak ba*ğışlaman için gerekli olan amelleri yapmâyı, bütün iyi amele*leri başarmayı istiyorum.

Allah'ım, benim için bağışlamadığın günah bırakma. Kurtuluş vermediğin sıkıntı bırakma. Ödenmeyen borç bı*rakma. Dünya ve âhiret için istediğim şeylerden yerine ge*tirmediğin bir şey bırakma. Bunu rahmetinle yap ey merha*metlilerin en merhametlisi!"

Başka bir rivayette abdest alıp, iki rekât namaz kıldıktan, hamd ve salavâttan sonra bu duanın yapılması tavsiye edilir.[800]


Allah'ın Bir Va'di



237. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.),

"Allah bana ümmetimden dört bin kişiyi Cennete koyacağını vaad etti" buyurdu.

Ebû Bekir, "Bizim için artır yâ Resûlallah" dedi. Ömer, "Bu sana yeter ey Ebû Bekir" dedi.

Ebû Bekir, "Bırak beni ey Ömer. Hepimizi Cennete koy*masının sana ne zararı var" dedi.

Ömer, "Eğer Allah dilese idi toptan da Cennete koyardı" dedi.

Resûlullah,

"Ömer doğru söyledi" buyurdu. [801]


Resûlullah Kendiliğinden Gaybı Bilmez



238. Âişe (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) bir düğünlerinde Ensar kadınlarına uğradı. Onlar şarkı söylüyorlardı. Hz. Âişe'ye hitaben, "Senin eşin meclislerde bulunur ve yarın ne olacağını bilir" dediler. Resûlullah şöyle buyurdu:

"Yarın ne olacağını ancak Allah bilir." [802]



İzah



Zikrettiğimiz kaynaklarda yer alan rivayet "İçimizde yarın ne olacağını bilen bir peygamber var" dediler şeklindedir.

Peygamberimizin de ifâde ettiği gibi, Allah'tan başka hiç kim*se yarın ne olacağını bilemez. Peygamberler, hattâ Peygamberi*miz de buna dâhildir. Bu husus Kur'ân'da da açıkça bildirilmiş*tir. Meselâ yüce Allah önceki peygamberlerin haberlerini Resûlullaha vahyettikten sonra şöyle buyurur:

"Bunlar gaybdan haberlerdir ki, sana vahyederiz. Daha önce bunu ne sen biliyordun, ne de kavmin."[803]


Cuma Namazına Erken Gitmenin Fazileti



239. Semûre bin Cündüb (r.a.) rivayet ediyor:

"Cuma namazına gidiniz. İmama yakın durunuz. Kişi Cennet ehlinden iken, eğer Cuma namazına gitmeyi geciktirirse, Cennete girmesi de geciktirilmiş olur."[804]



İzah



Ebû Dâvud'da, yine Semûre (r.a.) tarafından rivayet edilen hadisin baş tarafı, "Zikri [hutbeyi] dinleyiniz" şeklinde gelmiştir.

Beyhaki'de ise hadis her iki şekliyle yer alır. Cuma namazına erken gelmenin faziletini bildiren bir başka hadis şu mealdedir:

"Cuma gününde her mescidin bütün kapılarında melekler bu*lunur. İlk önce gelenleri yazarlar. İmam minbere oturduğu zaman sayfalarını dürerler de hutbeyi dinlemeye gelirler. Sevap olarak önce gelenlere bir deve kurban etmiş gibi, ondan sonra gelene bir inek kurban etmiş gibi, ondan sonra gelene bir koç kurban etmiş gibi, ondan sonra gelene bir tavuk sadaka vermiş gibi, ondan sonra gelene de bir yumurta sadaka vermiş gibi sevap yazarlar."[805]

Cuma günü melekler camilerin kapılarına oturup gelenleri ya*zarlarken, şeytanlar da çarşı ve pazarları dolaşırlar. Mü'minlere bâzı işlerini hatırlatarak onları Cuma namazına gitmekten alıkoy*maya çalışırlar.[806]


Cemaatla Kılınan Namazın Sevabı



240. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Cemaatla kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan 25 derece daha fazla sevaptır."[807]



İzah



Konu ile ilgili başka bir rivayet şöyledir:

"Cemaatla kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha üstündür."[808]

Peygamberimiz her fırsatta ümmetini cemaatla namaz kılmaya teşvik etmiştir. Bütün bu hadisleri göz önünde bulunduran Hane*filerden Tahavî ve Kerhî ile Şafiî âlimleri, cemaatla namaz kılma*nın farz-ı kifâye olduğuna hükmetmişlerdir. Buna göre Müslü*manlardan bir grubun cemaatla namaz kılmalarıyla diğerlerinden mes'uliyet kalkar. Ancak bir yerde hiç kimse cemaatla namaz kıl*mazsa, bu durumda ora halkının tamamı günahkâr olur.

Hanefî, Mâliki ve Şâfiilerin çoğunluğuna göre ise cemaatla na*maz farz değil, sünnet-i müekkededir. Onlar hadislerin farziyet ifâde etmeyeceğine hükmetmişlerdir.

Cemaatla namaz kılmanın sevabının bu iki hadisten birisinde yirmi yedi, birisinde yirmi beş olarak gösterilmesinin sebebi hususunda, âlimler çeşitli izahkırda bulunmuşlardır. Bütün bu izah*ları zikreden İbni Hacer, izahlar arasında yer alan "Yirmi yedi derece sevap kıraati açıktan okunan sabah, akşam ve yatsı namaz*larına; yirmi beş derece sevap da kıraati gizli olan öğle ve ikindi namazlarına mahsustur" şeklindeki görüşü, "en uygun görüş" ol*arak kabul eder. İbni Hacer, daha sonra cemaatla kılınan namaz*larda yirmi beş derece sevabı, her birini hadislerden çıkardığı ce*maata devamdaki yirmi beş ayrı fazileti sayar. Sonra da kıraati açıktan olan namazlar için iki ayrı fazîlet daha ilâve eder. Bunlar*dan birkaçı şunlardır:

1. Namazı cemaatle kılma niyetiyle müezzinin dâvetine uy*mak,

2. Vaktin evvelinde erkenden camiye gitmek.

3. Cemaati beklemek.

4. İmamın başlangıç tekbirine yetişmek.

5. Allah huzurunda düzgün saf tutmak.

Diğer faziletler ve konunun tafsilatı için Ezan Cami Namaz isimli eserimizin 301-307. sayfalarına bakılabilir.

"Cemaatle kılınan namazlarda büyük bir sır vardır," diyen Bediüzzaman da, cemaatla namaz kılmanın sevabının bu derece fazla olması ile ilgili olarak, cemaattaki kimselerin birbirlerinin sevabı*na ortak olduğuna, cemaatle kılınan namazlarda bir kişinin aldığı sevabın diğerine de aynen yazıldığına, böylece cemaatın fertleri*nin birbirleriyle manen yardımlaştıklarına dikkat çeker. Şunları söyler:

"Mü'minler, ibâdetlerinde, dualarında birbirlerine dayanarak cemaatle kıldıkları namaz ve sâir ibâdetlerinde büyük bir sır var*dır ki, her fert, kendi ibâdetlerinden kazandığı miktarda, pek fazla bir sevap cemaatten kazanıyor. Her bir fert ötekilere duacı olur, şefaatçi olur, tezkiyeci olur; bilhassa Peygambere (a.s.m.). Ve keza, her bir fert, arkadaşlarının saadetlerinin zevk alır ve Hallâk-i kâinata ubudiyet etmeye [kâinatın Yaratıcısına ibâdet etmeye] ve saadet-i ebediyeye namzet olur.'[809]

Cemaatla namazın feyiz ve bereketinden istifade edebilmek için imamdan başka bir kişinin bile kâfi olduğu da unutulmama*lıdır.[810]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
HAFIZmehmet
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 205
Kayıt tarihi : 07/10/09

MesajKonu: Mucemu´s-Sagir Hadisi-Şerifleri...   Çarş. Ekim 07, 2009 10:31 pm

Ahiretteki Hesaplaşma



241. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim bir din kardeşine her hangi bir haksızlıkta bulun*muşsa, dinar ve dirhemin bulunmayacağı kıyamet günün*den önce o kimse ile helalleşsin. Çünkü bu zulmü yapanın, eğer iyilik ve ibâdeti varsa, zulüm yaptığı miktarda seva*plarından alınır. Eğer yoksa, zulmettiği kimsenin günahla*rından alınıp ona yükletilir."[811]



İzah



İnsanların dirildikten sonra toplanacakları mahşer yerindeki manzaralardan birisi de hesaplaşmadır, yani birbirlerindeki hak*ların alınmasıdır. Yukarıdaki hadiste bu gerçek açıklanmıştır. Ko*nuyla ilgili bir başka hadis de şu mealdedir:

Bir defasında Peygamberimiz Sahabîlerine,

"Müflis kimdir, bilinirisiniz?" diye sordu.

Sahabîler, "Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimse*dir" dediler. Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu:

"Ümmetimden asıl müflis şudur: Kıyamet gününde namaz, oruç ve zekâtıyla gelir; ama ona buna sövmüş, iftira etmiş, şu*nun bunun malını yemiş, onu bunu dövmüştür. Sonra onun iyi*liklerinden bir kısmı şuna, bir kısmı diğerine verilir. Eğer kul haklarının tamamı ödenmeden, iyilikleri ile sevapları tükenirse, alacaklıların günahları alınıp onun üzerine yüklenir. Sonra da Ce*henneme atılır." [812]


Resûlullah Çirkin İsimleri Değiştirirdi



242. Âişe (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) çirkin bir isim işitse onu değiştirirdi. Bir defasında "afre=çorak" diye isimlendirilmiş bir yere uğradı. Orasını "hadıra=yeşil" diye isimlendirdi.[813]


Söylenildiğinde Allah'ın Affedeceği Sözler



243. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) bana,

"Söylediğinde Allah'ın seni af*fedeceği bâzı sözler öğreteyim mi? Bu sözleri söylediğinde bağışlanacağına ben kefil oluyorum. Şöyle de: "Halîm ve Kerîm olan Allah'tan başka ilâh yoktur. Yüce ve büyük olan Allah'tan başka ilah yoktur. Büyük Arşın Rabbi olan Allah bütün noksan sıfatlardan uzaktır. Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun."[814]


Hz. Ebû Bekir Ve Hz. Ömer'in Fazileti



244. Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

"Yerdeki insanlar gökteki parlak yıldızları aradaki uzaklık sebebiyle güçlükle görebildikleri gibi, Cennette yüksek der*ecelere kavuşanları da kendilerinden aşağı derecelerde olan*lar aradaki derece farkı sebebiyle zorlukla görebilirler. Ebû Bekir ve Ömer de o yüce derecelere kavuşanlardandır. Ebû Bekir ve Ömer bu derecelere ehildirler."[815]

"Ebû Bekir ve Ömer bu derecelere ehildirler" diye tercüme ettiğimiz "en'amâ" ifâdesi, "Hem daha da yüksektedirler" şeklin*de de tercüme edilebilir.[816]


Peygamberimizin Ensara Duası



245. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim:

"Al*lah'ım, Ensarı, Ensarın hanımlarını, çocuklarını ve çocuk*larının çocuklarını bağışla.[817]



İzah



Medineli Müslümanlar Ensar diye isimlendirilmişlerdi. Bu ismi almalarının sebebi, inançları uğrunda Mekke'den Medine'ye hicret eden Sahabîlere (Muhacirlere) yardım etmeleriydi. Zaten Ensar, "Yardım edenler" mânasına geliyordu. Onlar bu faziletleri sebebiyle kıyamete kadar okunacak bir kitap olan Kur'ân'da Âlemlerin yaratıcısı olan Allah'ın övgüsüne mazhar oldular. Yüce Allah onlan şöyle övdü:

"İman edip de hicret eden ve Allah yolunda cihad eden kimse*lerle [Muhacirler], onları barındıran ve onlara yardım eden kimse*ler [Ensar] ise gerçek mü'minlerin tâ kendileridir. Onlar için gü*nahlarından bağışlanma ve Cennette tükenmez bir rızık vardır."[818]

Şu âyet de Allah'ın rızâsını kazandıklarını bildiriyor:

"İslâmda önceliği olan Muhacirler ve Ensar ile onları güzellik*le takip ederek örnek alarak ve onları hayırla yâd edenlere gelince; Allah onlardan razıdır, onlar da Allah'tan razıdırlar. Allah onlara içinde ebedî olarak kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cen*netler hazırlamıştır. Bu ise en büyük kurtuluştur."[819]


Duaya Karşılık Verilecek Vakit



246. İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullaha (s.a.v.) "Gecenin hangi vaktinde yapılan duaya daha karşılık verilir?" diye soruldu.

Resûlullah,

"Gece yarısı" buyurdu.[820]


Vesvese



247. Ümmü Seleme (r.a.) rivayet ediyor:

Bir adamın Resûlullaha (s.a.v.) gelerek "Ya Resûlullah, içimde öyle düşünceler geçiyor ki, eğer onları söylesem amelim boşa gider" dediğini duydum.

Resûlullah (s.a.v.),

"Bu vesvese ancak mü'mine gelir" buyurdu.[821]



İzah



Müslim'deki rivayet şöyledir:

Ashabından olanları Resûlullaha gelerek şöyle dediler:

"Gönüllerimizden öyle şeyler geçiyor ki, bizler onları söyle*meyi bile büyük bir suç sayıyoruz." .

Resûlullah (s.a.v.),

"Gerçekten böyle bir, şey hissettiniz mi?" diye sordu.

"Evet" dediler. Şöyle buyurdu:

"İşte açık açık iman budur."

Ebû Dâvud'daki rivayet ise şöyledir:

"Ey Allah'ın Resulü" denildi. "Bazan içimizde öylesine çirkin bir şeyin ârız olduğunu görüyoruz ki, bunu söylemektense o şeyin bir kor parçası olup bizi yakması bize daha sevimli geli*yor."

Resûlullah bu söze karşılık olarak şöyle buyurdu:

"Allâhü ekber, Allâhü ekber! Şeytanın hilesini vesveseye çe*viren Allah'a hamd olsun!"

Evet, Yüce Rabbimiz, kalbe iradesiz olarak gelen ve kul tara*fından tasdik edilmeyen, kabul görmeyen vesveselerden dolayı onu hesaba çekmeyecektir. Peygamberimiz bir başka hadislerinde dili ile söylemedikçe ve gereği ile amel etmedikçe mü'minlerin kalplerinden geçen şeylerden dolayı hesaba çekilmeyeceklerini şöyle bildirmiştir:

"Dilleriyle söylemedikçe ve fiilen yapmadıkça, Allah ümmeti*min kalbinden geçirdiği şeyleri onlar için bağışlamıştır."[822]

İradesiz olarak kalbe gelen ve tasdik edilmeyen düşünceler*den dolayı mü'min hesaba çekilmeyeceği gibi, bu, onun imanına da bir zarar vermez. Bediüzzaman kişinin kalbinden geçirdiği vesveselerin onun imanına bir zarar vermeyeceğini meâlen şöyle açıklar:

Nasıl ki, aynadaki yılanın sureti ısırmaz, ateşin görüntüsü yakmaz, necasetin görüntüsü kirletmez. Öyle de, hayal veya fikir aynasında, küfriyatm, şirkin akisleri, dalâletin gölgeleri ve çirkin sözlerin hayal edilmesi itikadı bozmaz, imanı değiştirmez. Çünkü, "Sövmeyi hayal etmek sövmek olmadığı gibi, küfrü hayal et*mek de küfür değildir, dalâleti düşünmek de dalâlet değildir.[823]

Küfrü hayal etmenin küfür olmadığı hususunda tafsilatlı bil*giyi Bediüzzamariın Görüşleri Işığında Kadere İman isimli ese*rimizin 198-202. sayfalarında bulabilirsiniz.

Bu izahtan sonra biraz da hadisin son kısmında geçen "Bu vesvese ancak mü'mîne gelir" ifâdesi üzerinde duralım.

Şeytan ancak aldatamadığı, hakimiyet kuramadığı kimselere vesvese verir, böylece onun temiz ve sağlam imanına zarar verm*eye çalışır. Kâfire ise istediğini yaptırdığından ona vesvese ver*mek için gelmez. Aliyyül Kârî, bu gerçeği, "Boş eve hırsız gir*mez" şeklinde ifâde etmiştir.

Bediüzzaman da, vesvesenin mü'minlere bir belâ olarak arız olmasının hikmeti hakkında meâlen şöyle der:

Aşırıya kaçmamak, hem galebe çalmamak şartıyla vesvese uyanıklığa sebeptir, araştırmaya davet eder, ciddiyete sebep olur, lâkaydlığı attırır. Onun için mutlak hikmet sahibi olan Yüce Al*lah, şu imtihan dünyasında, şu müsabaka meydanında, bize teş*vik kamçısı olması için vesveseyi şeytanın eline vermiş, beşerin başına vuruyor. Şayet vesvese fazla incitse, rahmet ve hikmet sa*hibi olan Yüce Allah'a şikâyet etmeli, "Rahmetinden kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Eûzü billahi mine'ş-şeytânirrâcîm)" demeli.[824]

İşte Peygamberimizin "Bu vesvese ancak mü'mine gelir" bu*yurmasının mânâsı budur. Kur'ân'ın bâzı âyetlerine baktığımız*da Resûlullahın da zaman zaman vesveseye maruz kalabildiğini görüyoruz. Nitekim şu âyette Yüce Allah onu ikaz etmiştir:

"Eğer sana indirdiğimiz kitapta anlatılan bu kıssalar hakkında bir şüphen varsa, sana indirilenden evvel indirilmiş kitapları okuyanlara sor. Andolsun ki sana Rabbinden hak olan kitap gel*miştir; sakın şüphe edenlerden olma."[825]

Müslim'de yer alan hadiste Peygamberimiz (s.a.v.),

"İşte açık açık iman budur"

buyurarak takdir ettiği şey, Sahabîlerin kalple*rinden geçen kötü düşüncelere inanmak şöyle dursun, onu söy*lemekten dahi çekinmeleridir. Yoksa vesvese açık iman demek değildir. Vesvese şeytanın bir tuzağıdır.

Kul böyle vesveselere maruz kaldığında telaşlanmadan imanı kuvvetlendiren âyetlerden okumalıdır.[826]


Zemzem Ayakta Mı, Oturularak Mı İçilir?



248. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

Ben Resûlullahın zemzemi ayakta içtiğini gördüm."[827]



İzah



Zikrettiğimiz kaynaklarda hadis Abdullah bin Abbas'tan (r.a.) rivayet edilir ve şöyledir:

"Resûlullaha (s.a.v.) zemzem sundum, onu ayakta iken içti."

Bu hadislerde Resûlullahın (s.a.v.) zemzemi ayakta içtiği bil*dirilmektedir. Oysa o bir hadislerinde ayakta su içmeyi yasak*lamıştır.[828]

Bu sebeple hadis âlimleri bu farklı iki rivayeti birleştirirler. Meselâ İmam Nevevî bu iki farklı rivayet için şöyle der:

"Ayakta su içmeyle ilgili hadislerdeki yasaklık tenzîhen mekruhluk içindir. Ayakta su içmesi ise ayakta su içmenin caiz oldu*ğunu göstermek içindir."

İmam Suyûtî de Resûlullahın (s.a.v.) zemzemi ayakta içme*sinin sebebini şöyle açıklar:

"Resûlullahın zemzemi ayakta içmesi, ayakta su içmenin câizliğini açıklama mânâsındadır. Şöyle de denebilir: Kalabalık se*bebiyle Peygamberimiz oturacak yer bulamadığı veya zemzem kuyusunun çevresi ıslak olduğu için ayakta içmiştir."

Netice, Hanefî âlimleri, Abdullah bin Abbas'ın (r.a.) rivayet ettiği hadise dayanarak zemzemi ayakta içmenin sünnet olduğuna hükmetmişlerdir. İzahını yaptığımız Ebû Hüreyre'nin (r.a.) riva*yet ettiği hadis de Resûlullahın ayakta zemzem içtiğini ifâde et*mektedir.

Şâfiîler ise ayakta su içmekle ilgili hadisleri tenzihen mekruhluk şeklinde yorumlarlar, bu hadisi de ayakta su içmenin câizliğine yorumlarlar.

Böyle olunca zemzem içen kimse ayakta içebileceği gibi, otu*rarak da içebilir. Serbesttir.[829]


Cuma Günü Cemaatı Rahatsız Etmemek



249. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) bir Cuma gününde,

"Ey Müslüman*lar, muhakkak ki bu, Allah'ın size bayram kıldığı bir gündür. Bu günde yıkanınız ve misvaklanınız" buyurdu.[830]



İzah



Cuma günü birçok insan camide toplanır. İnsanların bir araya toplandıkları yerlerde ise birbirlerini rahatsız etmeleri kaçınılmaz*dır. İşte Resûlullah (s.a.v.) çeşitli hadislerinde ümmetine toplu bulundukları zamanlarda birbirlerini rahatsız etmemeleri için tav*siyelerde bulunmuştur. Meselâ soğan ve sarımsak yiyenlerin bu bitkilerin kokusu ağızlarında kaldığı müddetçe cemaate gelmeme*lerini istemiştir.

İşte bu hadislerinde de yine birbirlerine rahatsızlık vermemele*ri için Cuma namazına giderken banyo yapmalarını, dişlerini misvaklamalarını, yani fırçalamalarını istemiştir.[831]


Ölümden Sonra İnsanın Başına Neler Gelecek?



250. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Eğer insan ölümden sonra başına gelecekleri bilseydi, birşey yemez ve birşey içmezdi. Sadece göğsünü döverek ağlardı."[832]



İzah



Bâzı gafil kimseler ölen biri hakkında "ebedî istirahatgâhına çekildi" derler. Oysa insan kabre girip rahatla yatamaz.[833] Aslında kabre konan biri kabir kapısıyla yeni bir hayat yolculuğuna çık*maktadır. Bediüzzaman'ın dediği gibi, insan, ruhlar âleminden, anne rahminden, çocukluktan, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, sırattan geçen uzun bir imtihan yolculuğundadır.[834]

İşte Peygamberimiz yukarıdaki hadislerinde, insanın ölüm*den sonraki olan bu yolculuğunda başına çok büyük hadiselerin geleceğini haber veriyor. Nedir bunlar?

Kişi eğer günahkârsa kabirde çeşitli şekillerde azap görecek*tir. Cesedi kabirde çürürken ruhu Cehennemde azaba çarptırıla*caktır.

Kıyamet koptuğunda kabrinde bunun dehşetini hissedecektir. Diriliş için sûra üflendiğinde şaşkın şaşkın kabrinden kalka*cak, sonra dehşetli bir şekilde mahşer yerine sevkedilecektir.

Mahşer yerinde Allah'a arz için uzun bir müddet bekleyecek, bu bekleme esnasında gerek sıcaktan, gerekse sıkıntıdan boynuna kadar tere gömülecektir.

Sonra hesap için Allah'a arzedilecek, Cenâb-ı Hak onunla ko*nuşacak, kendisini verdiği nimetlerden, emir ve yasaklarını yerine getirip getirmediğinden hesaba çekecektir.

Sonra amel defterleri açılacak, küçük büyük bütün günahlarını o defterinde yazılmış olarak bulacaktır.

Ardından Allah ağzına mühür vurarak derisini, el ve ayakları*nı konuşturacak, onlara aleyhine şahitlik yaptıracaktır. Ayrıca gü*nah işlediği yerler işlediği günahları teker teker sayıp ortaya sere*cektir.

Eğer Allah'ın affına mazhar olmazsa gizli veya açıktan işlediği bütün günahları mahşer halkına teşhir edilecektir.

Sonra mizana gidilecek, ameller tartılacak, kişinin merak ve heyecandan gözleri yerinden çıkacak gibi olacaktır. Üzerinde kul hakkı var ise sevapları alınıp hak sahiplerine verilecek, bu yet*mezse hak sahibinin günahları sırtına yüklenecektir.

Sonra da Cehennem üzerine kumları kıldan ince, kılıçtan kes*kin olan sırat köprüsüne sürülecek, alev alev yanan ateşlerin üzerinden karşıya geçmesi istenecektir.

Bütün bu zorluklardan kurtulamadığında da sırat köprüsünün üzerinden Cehenneme yuvarlanacak, orada dehşetli bir azaba çarptırılacaktır.

Eğer insan bütün bunları düşünecek olsa, Peygamberimizin de (s.a.v.) ifâde ettiği gibi birşey yemez, içmez ve devamlı olarak göğsünü döverdi.

İnsan oğlunun ölümle başlayan bu yolculuğu için Ölüm Cena*ze Kabir ile Ölümden Sonra Diriliş isimli eserlerimize bakılabilir.[835]


Kişi İsmini Bilmediği Birine Nasıl Seslenmeli?



251. Yezid bin Câriye babasından rivayet ediyor: Resûlullahın (s.a.v.) yanında bulunduğumda, birisinin ismini bilemezse,

"Ey Abdullah [Allah'ın kulunun] oğlu" derdi. [836]


İki Büyük Emânet



252. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

"Size birincisi ikincisinden daha büyük olan iki ağır emâ*net bırakıyorum. Biri semâdan yere uzanmış olan Allah'ın kitabı Kur'ân, diğeri de ailem, Ehl-i Beytimdir. Bu ikisi Havzın başında yanıma varıncaya kadar birbirinden ayrıl*maz."[837]



İzah



Tirmizîdeki rivayetin son kısmı şöyledir:

"...Bu ikisine yapışanlar tâ Kevser havuzunun başında bana gelinceye kadar asla doğru yoldan ayrılmayacaklardır. Sakın, sa*kın! Size bıraktığım bu iki emânet hususunda, bana nasıl olur da sırt çevirirsiniz?"

Hadisin diğer rivayetinde, bırakılan ikinci emânet, "sünnet" olarak zikredilir.

Peygamberimizin bu hadislerinde Kur'ân ile beraber Ehl-i Beytini bizlere emânet olarak bırakması, sadece akrabalık bağarından kaynaklanmıyordu. Ehl-i Beytine dikkat çekmesinin çok daha mühim sebepleri vardı.

Bediüzzaman bu hikmetleri şöyle açıklar. (Meâlen alıyoruz):

Resûlullah bu hadisiyle Ehl-i Beytine dikkat çekiyor. Çünkü, sünnet-i seniyyenin kaynağı, koruyucusu ve her cihetle ona sahip çıkmakla mükellef olan Ehl-i Beyttir.

İşte bu sır içindir ki, ümmetinin Kitap ve sünnete tâbi olmala*rını istemiştir. Demek Ehl-i Beytten peygamberlik vazifesi gereği muradı, sünnet-i seniyyesidir. Sünnet-i seniyyeye tâbi olmayı terk eden, hakikî Ehl-i Beytten olmadığı gibi, Ehl-i Beyte hakikî dost da olamaz.

Hem ümmetini Ehl-i Beyt etrafında toplamak isteme arzusu*nun sırrı şudur ki: Zaman geçtikçe Ehl-i Beytin çok çoğalaca*ğını, Allah'ın bi id irmesiyle bilmiş ve İslâmiyetin zayıflayacağını anlamış. O halde, gayet kuvvetli ve dayanışma içerisinde olan çok bir topluluk lâzım ki, İslâm âleminin manevî yükselmesine kaynak ve merkez olabilsin. Allah'ın izni ile düşünmüş ve ümme*tinin Ehl-i Beyt etrafında toplanmasını arzu etmiş.

Evet, Ehl-i Beyt mensupları, inanç ve iman hususunda baş*kalarından çok ileri olmasa da, yine teslim olma, sahip çıkma ve taraftarlıkta çok ileridedirler. Çünkü İslâmiyete fıtraten, neslen ve soy itibarıyla taraftardırlar. Soydan gelen taraftarlık, zayıf ve şan*sız, hattâ haksız da olsa bırakılmaz. Nerede kaldı ki, gayet kuv*vetli, gayet hakikatli, gayet şanlı bütün dedelerinin bağlandığı, şeref kazandığı, canlarını feda ettikleri bir hakikate taraftarlık, ne kadar esaslı ve fıtrî olduğunu bilbedâhe hisseden bir zât, hiç ta*raftarlığı bırakır mı? Ehl-i Beyt, işte bu şiddetli tarafgirlik ve fıtrî İslâmiyet cihetiyle İslâm dini lehinde küçük bir delili kuvvetli bir burhan gibi kabul eder. Çünkü fıtrî taraftardır. Başkası ise, kuvvetli bir delil gördükten sonra ancak taraftar olur, sahip çıkar.[838]

Diğer taraftan, Peygamberimiz (s.a.v.) bu nurlu nesilden ge*lecek Şâh-ı Geylânî, Câfer-i Sâdık, Zeynelâbidîn gibi zâtları gör*müş, onların İslâmiyete yapacakları büyük hizmetleri hissetmiş, bunun için de ümmetinden Ehl-i Beytini sevmesini ve etrafında toplanmasını istemişti. Resûlullahın Ehl-i Beytini sevmesinde, bunu ümmetinden de istemesinde, elbette bu zâtların mühim his*seleri vardı.[839]

Namaz Önce İki Rekât Olarak Farz Kılındı



253. Âişe (r.a.) rivayet ediyor:

"Namaz iki rekat olarak farz kılındı. Sonra yolcu olma*yan için artırıldı, yolcu olan için aynen bırakıldı."[840]



İzah



Hadiste de ifâde edildiği gibi, namaz ikişer rekât olarak farz kılınmıştı. Müsned'deki rivayette akşam namazının bundan istisna olduğu, bu namazın üç rekât olarak farz kılındığı bildirilir. Bir ri*vayette namazın hicretten sonra dört rekâta çıkarıldığı ifâde edilir. Yine Müsned'de yer alan rivayette, Hz. Âişe kıraatinin uzunluğu sebebiyle sabah namazının yine iki rekât olarak bırakıldığını bildi*rir.[841]


Cünübün Orucu



254. Âişe (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) ihtilam olmaksızın cünüp olarak sa*bahlar, sonra gusleder ve orucuna devam ederdi.[842]



İzah



Kişinin cünüp olarak sabahlaması orucuna bir zarar vermez. Hadisten de anlaşılacağı gibi, Peygamberimiz hanımıyla cinsî münâsebette bulunduktan sonra cünüp olarak sabahlamış, namaz*dan önce gusletmiş, orucunu tutmuştur. Ancak güneş doğmadan önce gusletmek gerekir. Gusledilmerliğinde sabah namazı geçece*ğinden, haram işlenilmiş olunur.

Burada Resûlullahın cünüp olarak sabahladıkları zamanlarda abdest alarak yattığını da hatırlatalım.[843]


Âdet Ve Nifas Halindeki Kadının Haccı



255. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor;

"Lohusa olan ve âdet gören kadın yıkanır, ihrama girer, hac vazifelerinin tamamını yapar, ancak temizleninceye ka*dar Kabe'yi tavaf edemez."[844]



İzah



Âdet ve nifas halindeki kadının Kur'ân okuması, camiye gir*mesi, namaz kılması, oruç tutması haram olduğu gibi, Kabe'yi tavaf etmesi de haramdır. Bu tavaf, ister haccın farzlarından sayı*lan ziyaret tavafı, isterse değişik zamanlarda yapılan nafile tava*flar olsun fark etmez. Çünkü Kabe mü'minlerin kıblesi, yeryüzü*nün ilk mescidi, İslâmın en mühim rükünlerinden birisi olan hac*cın farzının yerine getirildiği mukaddes bîr yerdir. Bu sebeple bu*raya hayız ve nifas gibi manevî kirlilik halinde girmek caiz değildir. İzahını yaptığımız hadis bunu ifâde eder. Konu ile iglili bir başka hadis ise şu mealdedir:

Biz hac için Resûlullah ile beraber yola çıktık. Şerife veya buraya yakın bir yere vardığımızda ben âdet gördüm. 'Hac vazi*femi yapamayacağım' diye ağlamaya başladım. Resûlullah beni ağlarken görünce yanıma geldi.

"Neyin var, âdet mi gördün yoksa?" diye sordu.

"Evet"dedim.

Resûlullah şöyle buyurdu:

"Bu hal Allah'ın Âdem'in (a.s.) kızlarına yazdığı, takdir bu*yurduğu bir şeydir. Bu sebeple sen hac vazifelerinin hepsini ye*rine getir, yapmaya çalış. Fakat âdet halin geçinceye kadar Ka*be'yi tavaf etme."[845]

Evet, hacda iken âdet gören kadınlar Arafat'ta, Müzdelife'de vakfe yapabilir, Mina'da şeytan taşlayabilir, fakat temizleninceye kadar Kabe'yi tavaf edemezler. Temizlendikten sonra Kabe'yi ta*vaf ederler, ardından da sa'y yaparlar. Tafsilatı için Hanımlara Fetvalar isimli eserimizin 160, 161. sayfalarına bakılabilir.[846]


Mut'a Nikahı



256. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) kadınlarla mut'a nikahı yapmayı ya*sakladı.[847]



İzah



İslâmiyetten önce Câhiliyye Devri Araplarınca yaygın olan mut'a nikâhı, belirli bir vakit için kıyılan nikâhtır. Bu nikâhta bir erkek, meselâ bir aylığına, bir seneliğine gibi belirli bir vakit için bir kadınla anlaşır, onunla beraber olur. Bu vakit bittiğinde boşa*maya bile gerek kalmadan kendiliğinden birbirinden ayrılırlar. Mut'a nikâhının bir başka şeklinde ise, "Şu kadar beraber olmak üzere" gibi bir vakit konuşulmaz, nikâh, "Erkeğin kadınla yaşa*mak istediği müddetçe" şeklinde bir kayda bağlanır.

Bu evlilikte gaye bir yuva kurmak, neslin devamını temin et*mek, bir ömür boyu beraber yaşamak değil, belirli bir vakit için şehvet duygusunu tatmin etmektir. Mut'a nikahıyla evlenenler birbirine mirasçı olamazlar.

İşte bunun içindir ki, dinimizde Câhiliyye Devrinin bu şekli tedricî bir şekilde haram kılındı. Hadis, bu yasağı ifade eder. Konu ile ilgili bir başka hadis ise şöyledir:

"Ey insanlar! Ben mut'a nikahıyla evlenmek için sizlere izin vermiştim. İyi biliniz ki, Allah geçici nikâhla kadınlardan fayda*lanmayı kıyamet gününe kadar haram kılınmıştır. Artık kimin ya*nında mut'a nikahıyla evlendiği kadınlardan varsa onu derhal bıraksın."[848]

Konunun tafsilatı için Hanefî ve Şâfiîlere Göre Evlilik ve Aile isimli eserimize bakınız.[849]


Ayrılırken Selâm Vermek



257. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Biriniz bir topluluğa geldiğinde selâm versin, oradan kalkıp ayrılınca da selâm versin. Şüphesiz bu selâmlardan birincisi ikincisinden daha hak değildir."[850]


Namaz Kılmayan Kâfir Olur Mu?



258. Câbir bin Abdullah (r.a.) rivayet ediyor:

"Kul ile küfür arasında sadece namazın terki vardır."[851]



İzah



Ehl-i Sünnet âlimlerine göre farziyetini inkâr etmediği müd*detçe namaz kılmayan birisi kâfir olmaz.

Ancak namazı terketmek büyük günahlardandır. Her bir gü*nah içerisinde küfre gidecek bir yol olduğu unutulmamalıdır. Na*maz gibi dinin direği olan bir ibâdeti terk eden birisi, diğer ibâ*detlerinde de tenbellik gösterir. Böyle birisinin vazifesini yapma*maktan gelen korku ile Allah'ı, Cennet ve Cehennemi inkâr etme*si çok kolaydır. İşte Peygamberimiz bu hadislerinde namazı terkeden birisinin zamanla küfre düşebileceğine dikkat çekmiştir. Evet, bir Müslümanı küfürden alıkoyan şey namaz kılmasıdır. Namazı kılmadığında artık o kimse ile şirk ve küfür arasındaki mâni kalkmış olur.

Hadisten maksat, sûreten küfür ve kâfirlere benzemek de ola*bilir. Çünkü namaz kılan bir mü'min bununla kâfirden ayırt edi*lir. Namaz kılmayan mü'min ile kâfir arasında görünüşte bir fark bulunmamaktadır.[852]


Ehl-i Beytin Fazileti



259. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

"Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden kiri gidermek ve sizi terte*miz kılmak istiyor"

âyeti, beş kişi hakkında nazil oldu. Bunlar: Resûlullah (s.a.v.), Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüse*yin'dir.[853]


Fidye Karşılığı Esirleri Serbest Bırakmak



260. Yezid bin Nu'man babasından rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.), Bedir esirlerinin her birisini 4000 dirhem fidye karşılığında serbest bıraktı.[854]



İzah



Peygamberimiz Mekke'de dâvasını açıkladığında müşriklerin büyük bir tepkisiyle karşılaştı. Müşrikler hem ona eziyet ettiler, hem de kendisine inananlara çok ağır işkence yaptılar. Nihâyetin*de Resûlullah (s.a.v.) Allah'ın emri üzerine kendisine iman eden*lerle Medine'ye hicret etti.

Müşrikler İslâm nurunu söndürmek üzere büyük bir ordu ile Medine üzerine saldırıya geçtiler. Böylece Müslümanlarla müş*rikler arasında ilk savaş yapılmış oldu. Bu, Bedir Savaşı olarak tarihe geçti. Bedir Savaşında kalabalık müşrik ordusu, bir avuç inanmış Müslüman ordusu karşısında büyük bir bozguna uğradı*lar. Ebû Cehil, Ümeyye bin Halef gibi müşriklerin ileri gelenle*rinde çoğu öldürüldü. Ayrıca pekçok da esir alındı.

Peygamberimiz (s.a.v.) bu esirleri, hadiste de bildirildiğine1 göre 4000 dirhem fidye karşılığında serbest bıraktı. Okuma yaz*ma bilen müşrikleri de Müslüman çocuklara okuma yazma öğretmeleri karşılığında hürriyetlerine kavuşturdu.[855]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
HAFIZmehmet
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 205
Kayıt tarihi : 07/10/09

MesajKonu: Mucemu´s-Sagir Hadisi-Şerifleri...   Çarş. Ekim 07, 2009 10:32 pm

Kur'ân Öğrenmenin Ve Öğretmenin Fazileti



261. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:

"Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğreteninizdir."[856]


İlim Öğrenmenin Fazileti



262. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim ilim öğrenmek için yola çıkarsa, o, dönünceye ka*dar Allah yolundadır."[857]



İzah



Bilhassa Peygamberimiz zamanında ve hemen sonraki asır*larda ilmin öğrenilmesi, yayılması, ilim için seyahata çıkılması son derece sıkıntılı ve yol emniyeti olmadığından tehlikeli idi. İlim öğrenmek ve bunu öğretmek pahasına böylesine sıkıntılı ve tehlikeli bir işi insanlara yaptırabilmek, elbette büyük teşvikleri gerektirirdi. İşte bunun içindir ki, Peygamberimiz gerek bu ha*dislerinde, gerekse pekçok hadislerinde ilim için yolculuk yap*manın fazîletine diklcat çekerek ümmetini buna teşvik etmiştir. Konu ile ilgili uzunca bir hadisin bir kısmı şöyledir:

"Kim ilim öğrenmek maksadıyla yola koyulursa, Allah o kim*seye Cennet yolunu kolaylaştırır. Melekler ilim öğrenen kimse*lerden memnuniyetleri sebebiyle kanatlarını yerlere sererek onları kuşatırlar..."[858]

Bu teşvikler sayesindedir ki, Sahabîler, Tabiîn ve Tebeî Tabi*în, ilim öğrenmek için, hattâ sadece bir hadis Öğrenebilmek için günlerce yol gitmişlerdir. Bunun neticesinde ise tefsir, hadis, fı*kıh, tarih gibi ilimlerin temeli atılmış, böylece onların başlattığı bu ilim mirası bizlere kadar ulaşabilmiştir. Allah hepsinden razı olsun.[859]


Mü'minler Bir Vücut Gibidir



263. Nu'man bin Beşîr (r.a.) rivayet ediyor:

"Birbirlerini sevme hususunda mü'minlerin misâli, bir vücudun misâli gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsız olsa, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle ona ortak olurlar.

Cesette bir et parçası vardır. O iyi ve selâmette olunca vücudun diğer azaları da iyi ve selâmette olur. O bozuk olunca, vücudun diğer azaları da bozuk olur."[860]



İzah



Buhârî ve Müslim'de, "Birbirine merhamette, birbirine şefkatte" ilâvesi vardır. Konuyla ilgili bir, başka hadis ise şu meal*dedir:

"Mü'minin mü'mine bağlılığı, parçaları birbirine kuvvet ve destek veren binalar gibidir."

Resûlullah (s.a.v.) bu sözünü kuvvetlendirmek için işaret par*maklarını birbirine geçirmişti.[861]

Başka bir hadis de şu mealdedir:

"Kim sabahleyin kalktığında Müslümanların sıkıntılarını kal*binde hissetmezse, onlardan değildir."[862]

Hadisin ikinci kısmı ile ilgili başka bir hadis de şu mealdedir:

"Kalb, hükümdarıdır. Askerleri vardır. Hükümdar düzgün olunca askerler de düzgün olur. O bozulunca askerleri de bozu*lur."[863]


Tahiyyetü 'l-Mescid Namazı



264. Ebû Katade (r.a.) rivayet ediyor:

"Biriniz mescide girdiğinde oturmadan önce iki rekât na*maz kılsın."[864]



İzah



Hadiste de ifâde edildiği gibi, ister ziyaret için, ister öğren*mek veya öğretmek maksadıyla olsun, herhangi bir mescide giren kimsenin iki rekât namaz kılması sünnettir. Bu iki rekât namazla Allah'ın evine gereken saygı gösterilmiş olur. Bu hürmet ilk ba*kışta mescide yapılmış olsa da, esas itibarıyla Cenâb-ı Hakkadır.

Tâhiyyetü'l-mescid namazı kılmak için şu şartlar gerekir:

1. Kerahet vakti veya nafile namaz kılmanın mekruh olduğu vakit olmaması. Meselâ sabah namazını veya ikindi namazını kıl*dıktan sonra nafile namaz kılmak mekruh olduğundan, bu vakit*lerde camiye giren kimse, tahiyyetü'l-mescid namazı kılamaz.

Şâfiîlere göre kerahet vakitlerinde tahiyyetü'l-mescid namazı kılmak mekruh değildir.

2. Cemaatle namaza başlanmamış olmak.

Aynı mescide birkaç defa girilecek olsa, Hanefî mezhebine göre tahiyyatü'l-mescid namazını bir defa kılmak yeterlidir.

Şâfiîlere göre ise her giriş için tahiyyetü'l-mescid namazı kıl*mak sünnettir.

Bir mescide herhangi bir namazı kılmak, farzı kılmak veya ce*maatle namaz kılmak niyetiyle ile girilirse, kılınan namaz tahiyye*tü'l-mescid namazı yerine de geçer. Tafsilat için Ezan Cami Namaz isimli eserimizin 507-508. sayfalarına bakılabilir.[865]


Sıcakta Namazı Tehir Etmek



265. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Sıcaklık şiddetlendiğinde namazı hava biraz serinleyince kılın. Çünkü şiddetli sıcaklık Cehennemin kızışmasındandır."[866]



İzah



Hadiste geçen "serinleyince kılın" ifâdesi vücub ifâde eden emir değildir. "Beklense daha iyidir" mânâsındadır.

Peygamberimizin bu tavsiyesi, Arabistan sıcaklığı içindir. Sahabîler, bu emri verdiği zaman Resûlullahın alın ve avuçlarının yerin sıcaklığından yandığını bildirmişlerdir. Günümüzde sıcak sebebiyle öğle namazını tehir etmeyi gerektirecek bir durum yok*tur. Zaten camiler ve camilerin sergisi, sıcağa karşı koruyucudur.[867]


Peygamberimizin Yağmur Duası



266. Ebû Lübâbe bin Abdülmünzir (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah,

"Allah'ım, yağmur ver" diye duâ ederek yağmur istedi.

Ebû Lübâbe, "Yâ Resûlallah, ambarda hurma var" dedi.

Resûlullah (s.a.v.),

"Yâ Rabbi, Ebû Lübâbe elbisesiz olarak kalkıp ambarın deliklerini elbisesiyle tıkamaya mecbur kalıncaya kadar yağmur ver" buyurdu.

Havada hiç bulut görülmüyordu. Hemen yağmur yağdı.

Sahabîler etrafına toplanarak Ebû Lübâbe'ye şöyle dedi*ler:

"Ey Ebû Lübâbe, sen Resûlullahın söylediği gibi, elbise*siz olarak kalkıp ambarının deliklerini elbiselerinle tıkayıncaya kadar bu yağmur kesilmez."

Bunun üzerine Ebû Lübâbe öyle yaptı da, bundan sonra yağmur kesildi, semânın yüzü açıldı.[868]



İzah



Peygamberimizin hususiyetlerinden birisi de duasının Allah katında kabul edilmesiydi. Onun duasının kabul edilmesiyle ilgili pekçok misâl vardır. Bu hadis de Resûlullahın yaptığı yağmur duasının nasıl hemen kabul edildiğini göstermektedir.

Hadiste bahsi geçen Ebû Lübâbe (r.a.), Ensardandır. Hicret*ten önce Müslüman olmuştu. İkinci Akabe Bîatına katılan 75 Sahabîden birisidir. Peygamberimizin emri üzerine Medine'de kal*dığından Bedir Savaşına katılamadı. Fakat Uhud ve Hendek sa*vaşlarında büyük kahramanlıklar gösterdi. Ebû Lübâbe (r.a.) Hz. Ali'nin halifeliği döneminde vefat etti. Onun hayatı hakkında taf*silatlı bilgi için Sahabîler Ansiklopedisi isimli eserimize bakabilir*siniz.[869]


Resûlullahın Hz. Safiyye İle Evliliği



267. Enes (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah Safiyye'yi hürriyetine kavuşturdu ve bunu onun için mehir saydı.[870]



İzah



134 numaralı hadisin izahında Peygamberimizin (s.a.v.) Hayberli Yahudilerle savaştığını, onları yendiğini ifâde etmiştik.

Bu savaşda birçok esir alınmıştı. Bu esirlerden birisi de asıl ismi Zeyneb olan Hz. Safiyye idi. Hz. Safiyye, Yahudi kabilele*rinden olan Benî Nadir'in reisi Huyey bin Ahtab'ın kızıydı. Hz. Harun'un neslindendi. Hayber Yahudilerinin reislerinden Rebî bin Hukayk'ın oğlu Kinâne ile evliydi. Kocası Hayber Savaşında öldürülmüştü.

Mücâhitler Medine'ye dönerlerken Peygamberimiz Hz. Bilal'den Safiyye'yi getirmesini istedi. Bilal onu getirdiğinde İslâmiyeti anlattı ve şöyle bir teklifte bulundu:

"Eğer Müslüman olursan seni kendime eş olarak alacağım. Şayet dininde kalmayı tercih edersen seni serbest bırakacağım. Böylece kavminin yanına dönebileceksin."

Safiyye bu teklifi kabul etti ve Peygamberimizle nikahlandı. Resûlullah (s.a.v.) hürriyetine kavuşturmayı ona mehir saydı.[871]

Hz. Safiyye hakkında tafsilat için Hanım Sahabîler isimli ese*rimize bakılabilir.[872]


İlk Kaldırılacak Şey



268. Ömer bin Hattab (r.a.) rivayet ediyor:

"İnsanlardan ilk kaldırılacak şey emânettir. Sona kalacak olan da namazdır. Nice namaz kılanlar vardır ki, kendile*rinde hayır yoktur."[873]


Elbisede Peygamberimizin Tavsiye Ettiği Renk



269. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

"Elbiselerinizin en hayırlısı beyaz olanıdır. Dirilerinize onu giydirin, ölülerinizi de onunla kefenleyin."[874]

Hadis, zikrettiğimiz kaynaklarda,

"Size beyaz elbiseyi tavsiye ederim..." "Çünkü beyaz daha temiz, daha hoştur" şeklinde de gelmiştir.[875]


İnsandaki Hırs



270. Sa'd bin Ebî Vakkas (r.a.) rivayet ediyor:

"Ademoğlunun iki vadi dolusu malı olsa, üçüncüsünü de ister. Ademoğlunun ihtiraslı nefsini ancak toprak doldurur. Şu kadar var ki, tevbe edenin tevbesini Allah kabul eder." [876]



İzah



İnsanın yaratılışında mevcut duygulardan biri de mal ve men*faat hırsıdır. Genelde insan zengin olup iyi imkanlar içinde yaşa*mayı ister. Bu, mal sevgisinin en düşük haddidir. Aynı arzunun sönmeyen bir hırs haline gelip insanın içini kavurması da sıklıkla görülen bir hadisedir. İşte Peygamberimiz yukarıdaki hadislerin*de insandaki bu hırsa dikkat çeker. Resûlullah (s.a.v.) başka bir hadislerinde de insanoğlu ihtiyarladıkça hayat hırsıyla birlikte mal hırsının da şiddetlendiğini bildirmiştir.[877]

İnsandaki bu hırs, kendisini her türlü zulüm ve haksızlığa sevk edebilir. Gözünü para hırsı bürümüş insanların yapmayaca*ğı kötülük yoktur. Bunlar hak hukuk dinlemeden başkalarının haklarını zalimane gasbederler. Başkalarının elindekine göz di*kerler. Daha fazla kazanmak için sağa sola saldırırlar. Kazanmak uğruna gençleri uyuşturucunun, kumarın, terörün içine atmaktan çekinmezler. Günümüz dünyasında şahit olduğumuz ürkütücü manzara, insanın çok kazanma hırsından kaynaklanan insafsız mücâdelenin tabiî bir neticesi değil midir?

Her hususta olduğu gibi, hırs rızık kazanma yolunda da ziya*na sebeptir. Çünkü bu dünya hikmet yeridir. Cenâb-ı Hakkın kâi*nata koyduğu kanunlardan biri de varlıkların meydana gelmesin*deki hikmet mertebeleridir. Meselâ bir elmanın meydana gelmesi için fidan dikmek, o fidanı sulamak, bakmak ve ondan sonra fi*danın elma verme zamanını beklemek gerekir.

Bunun gibi, her işin neticesi böyle merhalelerden geçtikten sonra gerçekleşir. Fakat zaman zaman insanlar bu hikmet kanu*nunu unutur. Birkaç basamağı atlayarak en üst basamağa çıkmak ister. Meselâ elinde fazla imkanı olmayan biri, çok zengin olmak ister, hırs sebebiyle hiçbir işte tatmin olmaz, sık sık iş değiştirir, daldan dala atlar. Neticede ise zengin olmadığı gibi elindeki sermayeyi de kaybeder. Halbuki hırs göstermese, kaabiliyetli oldu*ğu bir işte sebat etse, basamakları sabırla teker teker çıksa, zengin olabilir.

Hırsın bu zararı içindir ki, Bediüzzaman, "Mü'minde hırs sebeb-i hasârettir ve sefalettir"[878] der.

"Âdemoğlunun ihtiraslı nefsini ancak toprak doldurur" cümle*si, insanoğlunun ölünceye kadar dünya malı için hırs gösterece*ğini ifâde eder.

Hadiste, insanların çoğunluğunun böyle olduğu nazara verilir. Yoksa aşırı ihtirastan uzak duran, takva sahibi mü'minler de vardır.

Hadisin son kısmı, böyle hırslı kimselere bundan vaz geçerek tevbe etmelerini hatırlatmaktadır. Bu kısım aynı zamanda ne ka*dar zor da olsa, hırslı olmaktan vaz geçilebileceğini de ifâde eder.

Hırsla ve hırsın zıttı olan kanaatla ilgili tafsilatlı bilgi için Faiz Ticâret isimli eserimize bakılabilir.[879]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
HAFIZmehmet
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 205
Kayıt tarihi : 07/10/09

MesajKonu: Mucemu´s-Sagir Hadisi-Şerifleri...   Çarş. Ekim 07, 2009 10:33 pm

Ehl-i Beyt Nuh'un (a.s.) Gemisi Gibidir



271. Ebû Zerr (r.a.) rivayet ediyor:

Resülullahın (s.a.v.) şöyle dediğini işittim:

"Ehl-i Beyti*min misâli Nuh kavmi arasında Nuh'un gemisine benzer. O gemiye binen kurtuldu, ona muhalefet eden helak oldu. Ve Ehl-i Beytimin misâli İsrâiloğullarının Hıtta isimli kapısına da benzer."[880]



İzah



253 numaralı hadisi izah ederken Peygamberimizin Kur'ân ile beraber Ehl-i Beytini bizlere emânet olarak bırakmasının sadece akrabalık bağlarından kaynaklanmadığını, Ehl-i Beytine dikkat çekmesinin çok daha mühim sebepleri olduğunu nazara ver*miştik. Ve bunun en büyük sebeplerinden birisinin Ehl-i Beytin sünnet-i seniyyenin kaynağı, koruyucusu ve her cihetle ona sahip çıkmakla mükellef olduğunu ifâde etmiştik. Gerçekten de Ehl-i Beyt, nurânî bir ağaç hükmüne geçmiş, başta Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin olmak üzere onların çocukları, Zeynelabidîn, Muhammed Bakır, Câfer-i Sâdık, Abdulkadir Geylânî ve asrı*mızda da Bediüzzaman Said Nursî gibi Ehl-i Beyt mensupları İslâmiyeti maddî ve manevî tehlikelere karşı korumuşlardır.

Bu hadis de Ehl-i Beytin doğru İslâmiyeti bilme ve yaşama noktasını nazara vermektedir. Ehl-i Beyt, bu yönüyle Nuh'un (a.s.) gemisine ve İsrâiloğullarının "Hıtta" isimli kapısına benze*tilmektedir.

Bilindiği gibi, Nuh (a.s.), kendisine iman edenleri Allah'ın emri üzerine yaptığı gemisine almış, bu gemi dağlar gibi dalgalar arasında yol alarak içindekileri sâhil-i selâmete çıkarmış, ona binemeyenler ise helak olmuşlardır.

Hadiste Ehl-i Beytin ikinci olarak benzetildiği "Hıtta Kapısı" ise kısaca şudur:

235 numaralı hadisi izah ederken açıkladığımız gibi, Yüce Allah Hz. Mûsâ'yı ve ona iman edenleri Firavun'un zulmünden kurtarmıştı. Kafile uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Eriha şehrine ulaşmıştı. Burada zâlim bir topluluk oturuyordu. İsrâiloğullarının çölden kurtulup buraya yerleşmeleri onlarla savaşmalarına bağlıydı. Eğer bunu yaparlarsa biraz külfet çekseler de ra*hata kavuşacaklardı.

Yüce Allah Musa'ya (a.s.) İsrâiloğulları ile beraber bu şehre girmelerini emretti.

"Şu beldede yerleşin ve dilediğiniz yerden bol bol yiyin. Kapısından da secde ederek girin" buyurmuştu.[881]

İşte bu âyette secde edilerek girilmesi istenilen kapı, İsrâiloğullarını huzur ve selâmete kavuşturacak olan kapı idi. Yani ha*diste Ehl-i Beytin benzetildiği "Hıtta Kapısı" idi. Fakat İsrâiloğulları kendilerine verilen nimetlere nankörlük ettiler. Peygam*berlerine isyan ettiler, Allah'ın bu emrini yerine getirmediler. Allah da onları cezalandırdı. Hadisenin tafsilatı için Tarih Ayna*sında Yahudiler isimli eserimizin 98-102. sayfalarına bakınız.[882]


Müslümanları Aldatan Ateştedir



272. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim Müslümanların bir işini üzerine alır da onları alda*tırsa, ateştedir."[883]


Zikrin Fazileti



273. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim "Lâilâhe illalllah=Allah'tan başka ilâh yoktur" derse, kendisine azap dokunduktan sonra da olsa bu ona ömrünün bir kısmında fayda verir."[884]


Ölümünden Sonra Kişiye Fayda Temin Eden Şeyler Nelerdir?



274. Abdullah bin Ebî Katâde babasından rivayet edi*yor:

Resûlullahın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim:

"Kişi ölümünden sonra kendisine duâ eden sâlih evlattan, sevabı kendisine ulaşan varlığı devam eden ve istifade edilen bir eserden, kendisinden sonra amel edilen ilimden daha hayırlı birşey bırakmamıştır."[885]



İzah



Bir ölü kabre konulur konulmaz amelleriyle baş başadır. Dün*yadaki yaşayışına göre ya mükâfat veya ceza görür.

Bir de günah cihetiyle ölen mü'mini sevap cihetinde yaşatan ameller vardır. Mü'min bir kul öldüğünde artık günah işleme*yeceğinden günah defteri kapanır. Fakat bâzı ameller vardır ki, bunu işleyen kimseler ölmüş olmalarına rağmen devamlı olarak sevap kazanırlar.

İşte Peygamberimiz (s.a.v.) yukarıdaki hadislerinde bu amelleri saymaktadır. Zikrettiğimiz kaynaklarda hadis,

"Kişi öldü*ğünde şu üç şeyden gelenler hariç ameli kesilir...." şeklinde gelmiştir.

Sevgili Peygamberimiz bir başka hadislerinde Allah yolunda hizmet ederken ölenlerin de amel defterlerinin kapanmayacağını bildirmiştir.[886]

Bu ameller ölüye vefatından sonra da fayda temin edip amel defterindeki sevap hanesini yükselttiği gibi; kötü bir çığır açan kimseye açtığı o kötü çığırda günah işlenmeye devam edildiği müddetçe günah yazılır. Peygamberimiz bununla ilgili olarak da şöyle buyurmuştur:

"Her insan öldürüldüğünde onun günahından Âdem'in oğlu Kabil'e bir hisse yazılır. Çünkü öldürmeyi ilk başlatan o olmuş*tur."[887]

Öyle ise her mü'min günah cihetiyle ölüp, sevap cihetiyle ya*şayabilmenin yollarını araştırmalı; sayılan amellere sahip olmaya gayret göstermelidir.[888]


Hâmile Ve Emzikli Kadın Oruç Tutmayabilir



275. Enes bin Mâîik (r.a.) rivayet ediyor:

"Sıhhatine zarar gelmesinden korkan hâmile kadın ile, ço*cuğuna zarar gelmesinden korkan emzikli kadının oruç tut*mama izni vardır."[889]



İzah



Bütün ibâdetlerde olduğu gibi, oruçta da dinimizin getirdiği bâzı kolaylıklar ve ruhsatlar vardır. Bâzı kimselere durumlarına göre oruç tutmama ruhsatı verilmiştir. Bunlardan bâzıları yolcu*lar, hastalar, âdet ve nifaz halindeki kadınlardır.

Peygamberimiz bu hadislerinde de hâmile ve emzikli kadın*lara da oruç tutmama hususunda ruhsat verildiğini bildirmektedir. Hamile veya emzikli kadın oruç tuttuğu takdirde kendisinin veya çocuğunun halsiz düşeceğinden, hastalanacağından endişe eder*se, oruç tutmayabilir. Tutamadığı oruçları sonradan kaza eder. Fakat fazla rahatsızlık duymayan hâmile kadının mecbur olma*makla beraber oruç tutması uygun olur. Çocuğu mama veya ben*zeri bir şeyle doyurabilen emzikli kadın da orucunu tutarsa daha iyi olur. Zaten ruhsat çocuğa zarar gelme endişe için verilmiştir.[890]


A'lâ Bin Hadramî'nin (r.a.) Fazileti



276. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Resûlullah (s.a.v.) A'la bin Hadremî'yi Bahreyn'e göndermişti. Ben de onunla beraber gittim. Kendisinde birbirinden garip üç hadise gördüm. Deniz kıyısına vardığımız zaman bize:

"Besmele çekin ve kendinizi denize bırakın" dedi. Bes*mele çekerek kendimizi suya bıraktık. Denizin öbür kıyısına geçtiğimiz halde ayakkabılarımızın altı bile ıslanmadı.

Döndüğümüz zaman da bir çölde yürürken suyumuz kal*madı. Susuzluktan ona yakındık. "İki rekât namaz kılın" dedi. Sonra dua etti. O esnada kalkan gibi bir bulut göründü ve oluklarının ağzını açtı. Kana kana su içtik ve hayvanları*mızı da suladık.

"Yolda vefat etti, onu gömdük. Fakat bir müddet sonra canavarlar çıkarıp onu yemesin diye endişe ederek kabrini kazdığımızda onu orada bulamadık."[891]



İzah



Hadiste de ifâde edildiği gibi, Resûlullah A'la bin Hadramî'yi elçi olarak Bahreyn'e göndermiş, Ebû Hüreyre'yi de (r.a.) kendisine yol arkadaşı olarak vermişti.

Ebû Hüreyre'nin (r.a.) Hz. A'lâ'da gördüğünü söylediği üç hal, Bahreyn yolculuğunda olmamıştır. Bunlar onunla olan daha sonraki beraberliklerinde meydana gelmiş kerametlerdir. Çünkü Hz. A'la Peygamberimizden çok sonraları vefat etmiş bir Sahabîdir. Hz. Ömer Alâ bin Hadramî'yi de bu birliğe kumandan tayin ederek onu fetihle vazifelendirmiş, ayrıca bir mektup yazarak kendisine şu hatırlatmada bulunmuştur:

"Cenâb-ı Hak, insanları ve bu varlığı hangi gaye ile yarattığı*nı bize bildirmiştir. Sen de ne için yaratılmış isen o şeye çalış ve başka şeylerden vazgeç. Çünkü dünya geçicidir, âhiret ise ebedî*dir. Dünyanın geçici lezzetleri seni ebedî olan âhiret lezzetlerini görmekten alıkoymasın. Allah'ın yasak kıldığı şeyleri işlemekten sakın. İstediği kimseye ilim ve hikmetiyle üstünlük veren Cenâb-ı Haktır. Allah bizi de, seni de kendisine itaat etmeye ve azabından kurtulmaya muvaffak eylesin."[892]

Bahreyn'e ulaşan Hz. A'la, Peygamberimizin mektubunu hü*kümdara takdim etti. Hükümdar mektubu okuduktan sonra da ha*tip bir Sahabî olan Hz. A'la onu şu sözlerle İslâmiyete davet etti:

"Ey Münzir! Şüphesiz sen dünya işlerinde büyük bir akla sa*hipsin. Bak, iyi düşün! Hiç yalan söylemeyen bir kimseyi tasdik etmemek, verdiği sözden hiç caymayan kimseye itimad etmemek, inanmamak sana yakışır mı? İşte böyle olan o ümmî Peygamber*dir ki, vallahi aklı başında olan hiç kimse, hiçbir zaman onun em*rettiği bir şeyin yasaklanması; onun yasakladığı şeyin de aslında emredilmesi gerektiğini söyleyemez."

Gerek Resülullahın mektubunun, gerekse Hz. A'lâ'nın söz*lerinden etkilenen hükümdar Münzir, biraz düşündükten sonra Müslüman olmaya karar verdi ve bunu şu sözlerle ilân etti:

"Elimdeki saltanata baktım; onu, âhiret dışında, sadece dün*yaya yarayacak şekilde buldum. Sizin dininize baktım; onun dün*yayı da, âhireti de birlikte mütalaa ettiğini gördüm. Kendisinde dünyada rahat bir şekilde yaşama ve âhirette de ebedî bir hayat bulunan böyle bir dini kabul etmeme ne mâni var?"[893]

Bundan sonra A'lâ bin Hadramî (r.a.) bir mektup yazarak bu durumu Resülullaha (s.a.v.) müjdeledi.

Bu haberi alan Peygamberimiz çok sevindi ve Hz. Bahreyn'e vali olarak tayin etti.[894]


Oruçlunun Sürme Çekmesi



277. Âişe (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah oruçlu iken sürme sürmüştür. [895]



İzah



Araplar gözlerine sürme çekerlerdi. Fakat bu, günümüzde ka*dınların gözlerine çektikleri sürmeden farklıydı. Resûlullah ve Sahabîler bahsi geçen sürmeyi süslenmek için değil, tedâvî mak*sadıyla kullanırlardı. Nitekim Peygamberimiz bir hadislerinde sürmenin bu özelliğini şöyle bildirmiştir:

"Sürmelerinizin en iyisi ismid denilenidir. Çünkü o gözü te*mizler, görmeyi artırır, kirpikleri gürleştirir."

Başka bir hadiste de Peygamberimizin bir sürmeliği olduğu, her gece gözüne üçer defa sürme çektiği bildirilir.[896]

Peygamberimizin sürmeyi yatarken kullanması da bunun süslenme maksadıyla olmadığını gösteren bir başka husustur.

Türbüştî, hadiste geçen ismidle ilgili olarak şöyle der:

"Bu, madenî bir taştır. Gözdeki yaşı ve yaraları emer, gözün sıhhatini korur, bilhassa yaşlılarda ve çocuklarda gözün damar*larını kuvvetlendirir."[897]


Borç Vermenin Fazileti



278. Abdullah bin Mes'ud (r.a.) rivayet ediyor:

"Her borç bir sadakadır."[898]



İzah



Müşterek hayatın vaz geçilmez unsurlarından biri olan borç*lanma, insanın en küçük ihtiyaçlarını dahi tanzim eden Kur'ân ve sünnette elbetteki ihmal edilmemiştir. Cemiyet hayatının huzur ve ahenk içerisinde devam etmesi için faizi haram kılan Rabbimiz, yine aynı hikmete binâen zekât, sadaka gibi, karşılıksız borç ver*mek gibi müesseseleri emretmiştir. Kur'ân-ı Kerimde ehemmiye*tine işaret edilerek mü'minlerin ihtiyaç sahiplerine karşılıksız borç para vermeleri şöyle teşvik edilir:

"Sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah rı*zâsı için bağışta bulunmak suretiyle Allah'a güzel bir borç veren*lere bunların karşılığını Allah kat kat verecektir. Onlar için pek değerli bir mükâfat da vardır."[899]

Karşılıksız olarak, sırf Allah rızâsı için, feragat ve kardeşlik duyguları içerisinde verilen borca "karz-ı hasen" "güzel borç" de*nilmesi, güçsüzleri sömürme ve onların sırtından para kazanma esâsına dayalı faizin kötü bir borç olduğunu ifâde eder. Zaten karz-ı hasen, faize alternatiftir.

Peygamberimiz de pekçok hadislerinde mü'minin bir sıkın*tısını gidermenin ebedî saadete vesile olduğunu açıklamıştır. İşte yukarıdaki hadislerinde de borcu bir sadaka olarak değerlendir*miş, ümmetini borç vermeye teşvik etmiştir.

Resûlullah (s.a.v.) bir başka hadislerinde de borç isteyenin mutlaka ihtiyacından dolayı istemiş olacağından dolayı karz-ı hasenin sadaka vermekten daha sevap olduğunu ifâde etmiştir.[900]

Burada dinimizin ne zarara uğrama, ne de zarara uğratma şek*lindeki bir prensibinden de bahsetmek isteriz. Dinimizde bir yan*dan borç vermeyi tavsiye ederken, diğer taraftan da borçluya bor*cunu iyilikle ve zamanında ödemesi tavsiyesinde bulunulmuştur. İmkânı olduğu halde borcu ödememek zulüm olarak telâkki edil*mek suretiyle denge temin edilmiş, borç verenin hakkı ve hukuku korunmuştur.

"En seçkinleriniz, borcunu en güzel şekilde ödeyendir"[901]

müjdesiyle de borcu zamanında ödemenin faziletine dikkat çekilmiş*tir.

Konu ile ilgili geniş bilgi için Faiz Ticâret isimli eserimizin 33-47. sayfalarına bakılabilir.[902]


Allah'ın İsmine Hürmet



279. Ali bin Ebî Tâlib (r.a.) rivayet ediyor:

"Üzeri yazılı hiçbir kağıt yoktur ki, yere atılsın da, Allah meleklerini gönderip onu onların kanatları altına almasın. Bu durum Allah'ın velî kullarından birini göndermesine ka*dar devam eder. O kul kağıdı alır, kaldırır. Melekler onu kuşatırlar.

Kim Allah'ın isimlerinden birisinin yazılı olduğu bir ka*ğıdı yerden kaldırırsa, Allah da onun ismini illiyyîne yük*seltir. Ve anne babası kâfir de olsa onlardan azap hafiletilir."[903]


Fitnelerden Uzak Kalmak



280. Muhammed bin Mesleme (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Ey Muhammed [bin Mesleme], insanların dünya için birbirleri ile çarpıştıklarını gördüğün zaman kılıcını al ve kırılıncaya kadar Harem'de en büyük bir kaya parçasına vur. Sonra hatâ ile öldürülünceye veya takdir edilmiş bir ölüm gelinceye kadar evinde otur."

Muhammed bin Mesleme diyor ki: "Ben Resûlullahm bana emrettiğini aynen yaptım."[904]



İzah



Hadiste ismi geçen Muhammed bin Mesleme (r.a.) Resûlullahın sevdiği bir Sahabe idi. Peygamberimiz kendisine zaman za*man mühim görevler verirdi. Burada da ona tavsiyede bulunuyor. Muhammed bin Mesleme de (r.a.) bu tavsiyeyi aynen yerine getirdiğini ifâde ediyor.

Hz. Ömer devrinde de pek mühim hizmetlerde bulunan bu bü*yük Sahabî, Hz. Osman devrindeki fitnelere karışmadığı gibi, Hz. Ali ile birlikte yatıştırıcı rol oynadı.[905]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
HAFIZmehmet
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 205
Kayıt tarihi : 07/10/09

MesajKonu: Mucemu´s-Sagir Hadisi-Şerifleri...   Çarş. Ekim 07, 2009 10:33 pm

Resûlullahın Hususiyetleri



281. Abdullah bin Ebî Evfâ (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah (s.a.v.) çok zikreder, lüzumsuz konuşmaz, namazı uzatır, hutbeyi kısaltır, ihtiyaçlarını görmek üzere, dul kadınlarla ve fakirlerle beraber yürümekten çekinmez*di.[906] Fakir ve kimsesizlerin ihtiyaçlarını görürdü.[907]


Cehenneme Karşı Kalkan



282. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah yanımıza geldi ve,

"Kalkanınızı alın" buyur*du.

Biz, "Gelen bir düşman sebebiyle mi?" dedik. Şöyle buyurdu:

"Cehenneme karşı kalkanınızı alın. 'Sübhanallah, elham*dülillah, lâilâhe illallah ve Allâhü ekber' deyin. Çünkü bun*lar, kıyamet günü söyleyenin önünden, ardından yürümek ve onu korumak üzere gelirler. Bunlar, Kur'ân'ın belirttiği 'Baki kalan sâlih ameller'dir."[908]



İzah



Kur'ân'da, "Baki kalan sâlih ameller"in fazileti şöyle bildirilir:

"Doğru yolu kabul edenlerin Allah hidâyetini artırır. Baki ka*lan salih ameller ise, Rabbinin katında mükâfat bakımından da daha hayırlıdır, akıbetçe de daha hayırlıdır."[909]

Kimler Cennet Kokusunu Duyamaz?



283. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Cennetin kokusu beş yüz yıllık mesafeden duyulur. Yap*tığı iyiliği başa kakan, içki müptelası, anne ve babasına kar*şı gelen kimse, buna rağmen Cennetin kokusunu duyamaz."[910]



İzah



Bu hadiste mahşer yerinde Cennetin kokusunun beş yüz yıllık mesafeden duyulabileceği bildiriliyor. Başka bir hadiste bu mesa*fenin bin yıl olduğu bildirilir.[911]

Buna rağmen bâzı kimseler Cennetin kokusunu duyamayacak*lardır. Yukarıdaki hadisde mahşer yerinde bu kokuyu duyamaya*caklardan üç grup sayılıyor. Başka hadislerde de Cennetin koku*sunu duyamayacak olan başka kimseler sayılıyor. Bunlardan bâ*zıları şunlar:

1. Lüzumsuz olarak kocasından boşanma isteğinde bulunan kadın,[912]

2. Müslümanların işini üzerine alıp kendisini gözetip korudu*ğu gibi onları korumayan idareci.[913]

3. İslâm ülkesinde yaşayan, Allah ve Resulünün zimmetinde olan gayr-i müslimleri öldürenler,[914]

4. Peygamberimiz adına yalan söyleyenler,

5. Kendilerini miras ve başka menfaatler için babalarından başkasına nispet edenler,

6. Âhiret ameliyle dünyalık isteyenler.[915]

7. Tesettüre dikkat etmeyen kadınlar.[916]


Cehennemde Bir Araya Gelmeyecek Olanlar



284. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Birisi diğerine zarar vermek suretiyle iki kişi Cehennem*de bir araya gelmez. Bir Müslüman bir kâfiri öldürmüş, sonra da Müslümanlara istikameti gösteriyor. Kendisi de if*rat ve tefritten sakınarak yaşıyor.

Mü'minin Allah yolunda maruz kaldığı tozla Cehennem ateşi birleşmez.

Mü'minin kalbinde iman ile hased birleşmez."[917]



İzah



Hadis, kâfiri öldüren, Müslümanlara istikameti gösteren, ken*disi de istikamet üzere yaşayan bir mü'minin Cehenneme girme*yeceğini veya eğer cezayı hak etti ise en azından öldürdüğü kâ*firle aynı yerde olmayacağını ifâde ediyor.

Bâzıları bu rivayetin herhangi bir râvi tarafından değiştirilmiş olabileceğini söylerler. Onlara göre hadisin doğru rivayeti şöyle*dir:

"Bir kâfir bir mü'mini öldürür de sonra da hidayeti bulur*sa...."

Hadisin ikinci kısmında Allah yolunda gayret gösteren bir mü'minin Cehenneme girmeyeceği nazara veriliyor.

Son kısımda da mü'minin kalbinde iman ile hasedin birleşmeyeceği bildiriliyor. Yani mü'min hasetçi olmaz. Diğer bir ifâ*deyle, hased mü'minin sıfatı değildir. Çünkü hased İslâmiyetin yasakladığı çirkin huylardandır. [918]


Canlı Hayvanı Hedef Yapmak



285. Said bin Cübeyr (r.a.) rivayet ediyor:

İbni Ömer ile yürüyordum. Bir topluluğa rast geldik. Bir kuşu dikmişler hedef alıyorlardı. İbni Ömer şöyle dedi:

"Böyle yapana Allah lanet etmiştir. Ben Resûlullahın (s.a.v.) canlı bir hayvanı hedef tahtası olarak kullanmayı yasakladığını işittim."[919]



İzah



Zikrettiğimiz kaynaklarda hadis, "Hiçbir canlıyı hedef edin*meyin" şeklinde gelmiştir.

Hadisin başka bir rivayette atıcıların kuşun sahibine boşa at*tıkları her ok karşılığında para verdikleri kayıtlıdır.[920]


Peygamberimizin Damadı: Hz. Osman



286. İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

"Allah bana kızımı Osman ile evlendirmemi vahyetti."[921]



İzah



Hz, Osman ilk Müslümanlardandı. Peygamberimizin çok sevdiği birisiydi. Bu sevgi sebebiyledir ki, Resulüllah Allah'ın vahyi üzerine Kızı Hz. Rukiyye'yi ona nikahladı.

Bedir Savaşı esnasında Hz. Rukiyye vefat etti. Peygamberi*miz yine Allah'ın emri gereği diğer kızı Ümmü Gülsüm'ü de (r.a.) ona nikahladı. Bundan sonra Hz. Osman "Zinnûreyn" yani "iki nur sahibi" olarak anıldı.

Hicretin 9. yılında Hz. Ümmü Gülsüm de vefat etti. Resûlullah (s.a.v.),

"Şayet on tane daha kızım olsaydı hepsini teker teker Osman'a nikâhlardım" buyurarak onu teselli etti.

Peygamberimizin yukarıdaki hadiste,

"Allah kızımı Osman ile evlendirmemi vahyetti" buyurulması, Hz. Osman'ın Allah katın*daki faziletini gösterir.[922]


Hüreym Bin Fâtih'in (r.a.) Fazileti



287. Hüreym bin Fâtik (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah benim hakkımda,

"Hüreym ne iyi bir genç! Saçını kısaltsa, elbiselerini de yere sürünmekten kurtarsa" buyurdu.

Saçımın uzunluğu kulaklarımı geçmez. Elbisem de topuklarımdan aşağıya geçmez.[923]



İzah



Hüreym (r.a.) Irak tarafında iken, karanlığın iyice bastığı bir zamanda gaybdan şöyle bir ses işitmişti:

"Vah! Vah! Allah sana acısın, Allah'a sığın. O İzzet ve Celâl sahibidir. Beka ve şeref Onundur."[924]

Hüreym Medine'ye döndüğünde, Resûlullahın da aynı şeyle*ri söylediğini duyarak Müslüman oldu. Bedir Savaşına katıldı.

Hz. Hüreym, Resûlullahın kendisinde gördüğü gurur ve kibir alâmeti olan iki şeyi ikaz etmesi üzerine, "Çok doğru söylü*yorsun yâ Resûlullah" diyerek hemen gitmiş, saçını ve elbisesini kısaltmıştır. Kendisinin bildirdiğine göre bir daha eski haline asla dönmemiştir.

Hüreym (r.a.) Hz. Muâviye zamanında vefat etti. Allah kendi*sinden razı olsun.[925]


Teyemmüm Kolaylığı



288. Selman el-Fârisî (r.a.) rivayet ediyor:

"Toprağa meshedin [teyemmüm edin]. Şüphesiz o size karşı iyilikseverdir."[926]



İzah



Hadiste emredilen teyemmüm, bir çeşit manevî temizliktir. Su bulunmadığında veya kullanılmasına imkan olmadığı zamanlarda, temiz olan toprak veya toprak cinsinden bir şey ile manevî pislik*ten temizlenmek maksadıyla yüzü ve dirseklere kadar elleri meshetmektir.

Teyemmüm,

"Su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yüzünüzü ve ellerinizi o toprakla meshedin"

ifadesiyle Kur'ân'da da emredilir. Ve âyetin devamında

"Allah size güçlük çıkarmak istemez" buyurularak teyemmümün bir ko*laylık olduğu nazara verilir.[927]

Bu kolaylık sadece Peygamberimizin ümmetine verilmiştir.[928]

Toprağın insana karşı "iyiliksever" olması mecazdır. İnsanın topraktan yaratıldığı, toprağın insana düşek olması insanın yine ona döneceği hususu hatırlatılmaktadır.[929]


Yasin Sûresinin Fazileti



289. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

"Kim gündüz veya gece Yâsîn Sûresini Allah'ın rızâsını gözeterek okursa, günahları bağışlanır."[930]



İzah



Hadiste faziletine dikkat çekilen Yâsîn Sûresi, Mekke'de na*zil olmuştur. 83 âyettir. Bu sûrenin faziletini bildiren pekçok ha*dis vardır. Bu hadislerden birinde herşeyin bir kalbinin bulun*duğu, Kur'ân'ın kalbinin de Yâsîn Sûresi olduğu bildirilmiştir.[931]

Kur'ân'ın bütün sûre ve âyetlerinin etrafında döndüğü dört temel esas vardır. Bunlar: (1) Allah'ın varlık ve birliğinin ispatı, (2) peygamberlik müessesesinin ispatı ve Peygamberimizin pey*gamberliğinin hakkaniyeti, (3) öldükten sonra dirilme gerçeğinin zihinlere nakşedilmesi (4) ve adalet. Yâsîn Sûresine baktığımızda Kur'ân'ın bu dört esasını kendinde topladığını, bilhassa tevhid ve haşir, yani öldükten sonra dirilme delillerine ağırlık verdiğini gö*rürüz.[932]



Allah Peygamberimizi Koruyordu



290. Ebû Said el-Hudrî (r.a.) rivayet ediyor:

Amcası Abbas Resûlullahı koruyanlardandı.

"Ey Resul, Rabbinden Sana indirileni insanlara bildir. Bunu yapmazsan elçiliğini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur" [933]âyeti nazil olduğunda, Resûlullah korumayı kaldır*dı.[934]



İzah



Tirmizî ve Müstedrek'te "Ey insanlar, artık gidebilirsiniz. Çünkü Allah beni korumayı deruhte etti" ziyâdesi vardır.

Gerçekten de Allah pekçok defalar Habibini düşmanlardan ko*rumuştur. Bunun pekçok misâlinden iki misâl zikredeceğiz.

Zâtü'r-rika gazvesi esnasında Resûlullah bir ağacın gölgesi altına çekilmişti. Kılıcını üstüne astı. Sinsice yaklaşan bir müşrik kılıcını alarak kınından çıkardı ve Resûlullaha "Benden korkuyor musun?" dedi. Resûlullah (s.a.v.),

"Hayır" dedi.

Müşrik, "Peki şimdi seni elimden kim kurtaracak?" diye sordu. Peygamber Efendimiz,

"Allah kurtaracak. Bırak kılıcı" dedi.

Müşrik o anda neye uğradığını şaşırdı. Elindeki kılıcı derhal bıraktı.[935]

Tebbet Sûresi nâzil olup bu sûrede Ebû Lehep ve hanımı Ümmü Cemil Cehennemle tehdit edilince Ümmü Cemil buna çok kız*dı. Eline koca bir taş alarak, "Bunu Muhammed'in kafasına vura*cağım" dedi. Sonra da Peygamberimizi aramaya çıktı.

Resûlullah (s.a.v.) o sırada Hz. Ebû Bekir ile birlikte Kabe'*nin yanında oturuyordu. Ebû Bekir (r.a.) onu elinde taş ile geldi*ğini görünce, Peygamberimize bir zarar vermesinden korktu, "Yâ Resûlallah," dedi. "Bu Ümmü Cemil'dir. Eziyet edici biridir. Sa*na doğru geliyor. Sana bir zararı dokunmadan kalkıp gitsen" de*di.

Resûlullah,

"O beni göremez" buyurdu. Gerçekten de Cenâb-ı Hak Sevgili Habibini onun gözünden gizledi. Ümmü Cemil Hz. Ebû Bekir'i gördü, ona "Ey Ebû Bekir, arkadaşın nerede?" diye sordu. Fakat onunla beraber oturan Peygamber Efendimizi göre*medi. Sonra da çekip gitti.

Bunun üzerine Ebû Bekir (r.a.) Peygamberimize döndü ve "Ey Allah'ın Resulü, o seni göremedi mi?" diye sordu.

Resûlullah (s.a.v.),

"Evet, beni görmedi. Allah onun gözle*rini aldı, beni göremez hale getirdi" buyurdu.[936]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Mucemu´s-Sağir Hadisleri   Bugün 10:36 am

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Mucemu´s-Sağir Hadisleri
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
GuLLerin En GuzeLine Layik Ummet OLma DilegiyLe :: `·.¸¸.·´´¯`··._.· (iSLami KonuLar) `·.¸¸.·´´¯`··._.· :: Hadis & Sünnet-
Buraya geçin: